Erhan Yurdayüksel: Kiralanmış hayatlar

Sessiz ekranların gölgesinde kiralanmış hayatlar: Floransa’dan yükselen ekonomik çığlık

Geçen akşam, ışıkları soğuk bir maviye bürünmüş bir oturma odasında uzun süre sessizce oturdum.

 Karşımda henüz 11 yaşında bir çocuk vardı.

Parmakları telefon ekranında kusursuz bir refleksle kayıyor, gözleri ise sonsuz ve dipsiz bir akışın karanlığında kayboluyordu.

Ne bir tebessüm… Ne bir öfke… Ne de insani bir şaşkınlık…

Sadece ekranın bitmeyen, sinsi çağrısına teslim olmuş ruhsuz bir yüz.

O an odanın ortasındaki o ağır hakikati iliklerime kadar hissettim:

Bizler bugün yalnızca bir neslin çocukluğunu kaybetmiyoruz, küresel ekonominin ve insanlığın en büyük harcını, yani geleceğin insani sermayesini sessizce kiralıyoruz.

Geleceğin insani sermayesi iflasın eşiğinde

Ekonomi literatüründe bir ulusun asıl serveti, düşünen, üretebilen, empati kuran ve yenilik geliştirebilen nitelikli insan gücüdür.

Bugün işte tam da bu stratejik sermaye, gözlerimizin önünde bir kum saati gibi akıp gidiyor.

Floransa’dan yükselen çığlık, işte bu trajik bilançonun ilk resmi kaydıdır.

İtalya’nın kültür başkentinde faaliyete geçen “Discover – Fuori dal Guscio” (Kabuğundan Çık) projesi; Asl Toscana Centro, Floransa Belediyesi ve ReteSviluppo Kooperatifi ortaklığında açılan, dijital bağımlılıkla mücadele odaklı ilk uzman merkez oldu.

10 ila 25 yaş arası gençleri hedefleyen bu girişim, yalnızca bir halk sağlığı hamlesi değil; yarının üretim gücünü, yaratıcılığını ve ekonomik dengesini koruma mücadelesidir. Floransa’nın tüm dünyaya verdiği mesaj gayet nettir:

“Eğer genç zihinleri kilitli kaldıkları o sanal hücrelerden kurtaramazsak, yakın gelecekte ayakta kalabilecek bir ülke ekonomisi bulamayacağız.”

Dijital kapitalizmin görünmeyen fabrikaları

Günümüzde trilyon dolarlık teknoloji devleri artık sadece yazılım üretmiyor, insan beyninin nörolojik zaaflarını haritalandırarak devasa bir “dikkat sömürüsü” ekonomisi işletiyor.

Milyarlarca dolarlık bütçelerle geliştirilen algoritmalar, bir gencin hangi renge daha hızlı tepki verdiğini, hangi bildirimin onda dopamin patlaması yarattığını saniye saniye hesaplıyor.

Her kaydırma hareketi…

Her bildirim sesi…

Her beğeni ve sonsuz akış…

Tüm bunlar, küresel teknoloji oligarşisinin bilançolarını büyütmek için kurgulanmış birer finansal araçtır. Dijital ekonomide en kıymetli hammadde artık insan zamanıdır.

Dev şirketlerin reklam gelirleri, kullanıcı başına kazançları ve piyasa değerleri rekor kırarken; toplumların bilançosunda telafisi imkânsız zararlar birikir.

Bir tarafta yükselen veri grafiklerine karşılık diğer tarafta yalnızlaşan gençler, düşen dikkat süreleri, zayıflayan sosyal iletişim ve her geçen gün artan kamu sağlığı maliyetleri yer alıyor.

Sessiz ve derin bir ekonomik kriz

Bir ülkenin gerçek üretim gücü; birlikte düşünebilen, kriz anında çözüm üretebilen ve sabırla değer yaratan bireylerin varlığıyla ölçülür.

Ekran başında geçirilen kontrolsüz ve pasif saatler, yarının iş gücü verimliliğini doğrudan tehdit ediyor.

Sabır eşiği düşmüş, yüz yüze iletişimde zorlanan, soyut düşünme yetisini kaybetmiş bir kuşağın sanayide, bilimde veya sanatta nasıl bir katma değer yaratabileceği büyük bir muammadır.

Bu durum, önümüzdeki onlarca yılın en büyük verimlilik ve istihdam krizi olmaya adaydır.

Avrupa alarmda: Yasak mantığı mı, dönüştürücü rehabilitasyon mu?

Tablonun vehameti karşısında Avrupa ülkeleri adeta bir panik dalgasıyla hareket ediyor:

Fransa: 15 yaş altı gençler için sosyal medya kullanımını yasaklayan katı yasal düzenlemeleri devreye soktu.

Birleşik Krallık: 16-17 yaş grubuna gece saatlerinde çevrim içi kısıtlamalar getirmeyi tartışıyor.

Yunanistan, İspanya ve İsveç: Yaş kısıtlamaları ve dijital ayak izi denetimleriyle çocukları korumaya çalışıyor.

Ancak İtalya’nın Floransa modeli, yasakların soğuk duvarlarına sığınmak yerine insani bir rehabilitasyonu öne çıkarıyor.

Yasaklamak yerine alternatif sunmayı seçiyor.

Gençlerin elinden telefonu zorla almak yerine; onlara el sanatlarını, masa oyunlarını, tiyatroyu ve birlikte üretmenin hazzını hatırlatıyor. ReteSviluppo Başkanı Ester Macrì’nin de vurguladığı gibi: “Gençleri edilgen birer tüketici olmaktan çıkarıp, kendi zamanlarının ve hayatlarının aktif öznesi yapmak zorundayız.”

Kaybettiğimiz sadece zaman değil

Bugün milyonlarca evde aynı sessiz dram yaşanıyor.

Aynı akşam yemeği masasında oturan ama birbirinin gözünün içine bakamayan aileler… Yan yana dururken fersah fersah uzaklara düşen kardeşler…

Bu sessizlik sadece evlerin salonlarına çökmüyor, geleceğin fabrikalarına, laboratuvarlarına ve girişimcilik ekosistemlerine de çöküyor.

Çünkü gerçek inovasyon ve ekonomik kalkınma, soğuk ekranların karşısında değil, insani temasın, merakın ve ortak hayallerin yeşerdiği topraklarda doğar.

Floransa’da yakılan bu mütevazı ışık, hepimize acı bir gerçeği fısıldıyor:

Bir ülke sadece bankalarını, kurlarını veya sınırlarını koruyarak ayakta kalamaz. En büyük ve en hayati yatırım, insanın zihnine ve ruhuna yapılan yatırımdır.

Çünkü ekranların sessizce çaldığı her saat, sadece bir gencin ömründen değil, bir ülkenin geleceğinden eksilen tamiri imkânsız bir servettir.

Söz Sizde

Sizce çocuklarımızı dijital kapitalizmin bu yıkıcı kıskacından korumak için Fransa’nın uyguladığı katı ve yasal yasaklar mı daha etkili olur, yoksa İtalya’daki Floransa modelinde olduğu gibi eğitim, alternatif sosyalleşme ve rehabilitasyon odaklı yaklaşımlar mı?

Kendi evinizde veya yakın çevrenizde ekranların gölgesinde sessizleşen bu kayıp nesil dramına şahit oluyor musunuz? Sizce bu zihinsel aşınma, önümüzdeki 20-30 yılın iş gücü ve ülke ekonomisi üzerinde nasıl bir bilanço çıkaracak?

Erhan Yurdayüksel

24 Temmuz 2026