Erhan Yurdayüksel : Modern Derebeylik ve Görünmeyen Trilyonlar

Dünya ekonomisi can çekişirken, “vergi cennetleri” adı verilen finansal karadeliklerde saklanan servet, insanlığın yarısının toplam varlığını yuttu. Panama Belgeleri’nin üzerinden on yıl geçti ama sistem değişmedi, sadece daha sinsi ve “ele avuca sığmaz” hale geldi.

Bundan on yıl önce, “Panama Belgeleri” sızdırıldığında dünya yerinden oynamıştı. Gizli hesaplar, paravan şirketler ve vergi kaçıran liderler deşifre edildiğinde, küresel finans sisteminin artık “şeffaf” olacağına dair sözler verilmişti. Ancak bugün önümüze düşen Oxfam raporu, bu sözlerin koca bir illüzyondan ibaret olduğunu kanıtlıyor.

Rakamlar sadece soğuk birer istatistik değil, küresel bir adaletsizliğin anatomisidir: Dünyanın en zengin yüzde 0,1’lik kesiminin vergi cennetlerinde sakladığı vergilendirilmemiş servet, tam 2,84 trilyon dolar. Bu miktar, gezegenimizdeki en yoksul 4,1 milyar insanın toplam varlığından daha fazla. Yani binde birin “görünmez” kıldığı para, insanlığın yarısının hayatta kalma çabasından daha ağır basıyor.

Bu durum sadece bir muhasebe başarısı ya da “ustaca yapılmış bir finans yönetimi” değil. Oxfam’ın vergi politikaları sorumlusu Christian Hallum’un deyimiyle, bu bir “iktidar ve cezasızlık” meselesidir.

Sistem, en tepedeki yüzde 0,01’lik “ultra seçkinler” için özel olarak tasarlanmış bir güvenlik supabı gibi çalışıyor. Bu kesim, servetlerini kamusal denetimden kaçırmak için ordularca avukat, muhasebeci ve servet yöneticisi istihdam ediyor. Sonuç? Yaklaşık 3,55 trilyon dolarlık devasa bir birikim, hiçbir okulun, hastanenin ya da altyapı projesinin finansmanına katkı sunmadan okyanus ötesi hesaplarda uyuyor.

Şöyle bir kıyaslama yapalım: Bu miktar, dünyanın en az gelişmiş 44 ülkesinin toplam milli gelirinin tam iki katı! Bir yanda devletlerin bütçe açıkları yüzünden kısılan kamu hizmetleri, diğer yanda tek bir ülkenin (Birleşik Krallık) tüm ekonomisine denk gelen beyan edilmemiş bir servet okyanusu…

Vergi cennetlerinin iş modeli hâlâ sapasağlam ayakta. Çünkü aşırı eşitsizlik, bu cennetlere olan talebi besliyor. Zenginleştikçe sistemin dışına kaçma imkânı artan bir azınlık, geri kalan milyarların sırtındaki vergi yükünü ve toplumsal maliyeti ağırlaştırıyor.

Peki çözüm ne? Hallum’un vurguladığı gibi, sadece finansal şeffaflık yetmez. Finansal sistemin genetiğine işlemiş olan bu “kaçış rotalarını” kapatmak için radikal bir adım gerekiyor: Küresel ve artan oranlı bir servet vergisi.

G7 liderleri ve gelişmiş ekonomiler, ultra zenginlere yönelik kalıcı bir servet vergisi getirmeyi artık bir “seçenek” olarak değil, toplumsal barışı koruma mekanizması olarak görmeli. Bu kayıp gelirler geri kazanılmadığı sürece;

İklim kriziyle mücadele bir hayal,

Küresel yoksulluğu bitirme vaatleri boş laflar,

Çöken kamu altyapısı ise kaçınılmaz bir kader olarak kalacaktır.

Mevcut offshore sistemi, dünyanın en varlıklı kesimi için “çoğunluğun aleyhine işleyen bir güvenlik supabı” görevini görüyor. Eğer bugün bu yapısal reformlar yapılmazsa, finansal aristokrasi kendi cennetlerinde yaşarken, dünyanın geri kalanı bu adaletsizliğin yarattığı enkazın altında kalmaya devam edecek.

Unutmayalım ki bir sistemde binde birin “görünmeyen” serveti, milyarların “görünen” yoksulluğundan besleniyorsa, o sistem artık sadece ekonomik değil, ahlaki olarak da iflas etmiştir.

Erhan Yurdayüksel

04 Nisan 2026