Erhan Yurdayüksel : Ne olur hep böyle gülsen…

Yan yanayken diz dizeyken

Bakışırken göz gözeyken

Ne olur hep böyle gülsen

Gülmek sana yakışıyor

Gülmek sana yakışıyor

Gülmek sana yakışıyor

Gülmek sana yakışıyor

Müziğin sesini sonuna kadar açın, kendinizi Türk sanat müziğinin yaşayan efsanesi Emel Sayın’ın büyüleyici sesine bırakın. Sanatçının zarafeti ile doldurduğu sahneyi hayal ederken gülen yüzünüzle yazımı okumaya başlayın.

Her yıl 1 Nisan’da, dünya çapında insanlar küçük şakalar yapar, birbirlerini şaşırtır ve güldürür. Ama bu yıl, özellikle de ülkemizde, 1 Nisan bile farklı bir anlam taşıyor. Ekonominin freni patlamış bir kamyon gibi şarampole doğru kaydığı, toplumsal gerilimlerin yükseldiği, insanları bir arada gülmekten alıkoyan bir ortamda, “Keşke bu 1 Nisan şakası olsaydı” dediğimiz günlerden geçiyoruz.

Ekonomik kriz, hayat pahalılığı, işsizlik ve geleceğe dair belirsizlikler, her geçen gün biraz daha zorlaşan bir hayat mücadelesi yaratıyor. Ama en acısı, bu kaosun içinde neşeyi ve gülmeyi kaybetmiş olmamız. Artık, birbirimize şaka yapmak, espri yapmak bile lüks haline geldi. 1 Nisan’ın, bir şaka olmasını dileyerek içimizden geçirdiğimiz bir dönemde, aslında yalnızca mizah değil, hayatın en temel ihtiyaçlarından biri olan gülme duygusu da eksik.

Liderlerimiz, ulusal ve uluslararası arenada gitgide daha ciddi, daha sert ve daha mesafeli dil kullanıyorlar. Şaka yapma, espri yapma, biraz olsun insanları rahatlatma lüksü, artık sadece halkın değil, yöneticilerin de göz ardı ettiği bir şey haline gelmiş durumda. Bugün, ülke liderlerinin ağzından çıkan her cümle, tehdit veya uyarı gibi algılanıyor; pozitif bir yaklaşım, insanları güldürebilecek espri ya da içten bir şaka, neredeyse hiç duyulmuyor. Sadece savaşlarla, krizlerle ve güvenlik endişeleriyle anılan dönemde, mizahın yerini sertlik ve soğukluk alıyor. Bu liderlerin şaka yapma becerisi, giderek daha uzak bir hayale dönüşüyor.

Ve belki de bu noktada 1 Nisan şakalarının değerini daha çok anlamaya başlıyoruz. Şakaların, sadece eğlencelik değil, aynı zamanda insanların rahatlayıp birbirlerine yakınlaşmalarını sağlayan, sosyal bağları güçlendiren araçlar olduğunu unutmamalıyız. Ancak bugün, şaka yapmanın bile neredeyse yasak olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Her şeyin çok ciddiye alındığı, en ufak bir esprinin bile kucaklayıcı değil, kırıcı olarak algılandığı ortamda, şaka yapmak risk haline gelmiş durumda.

Daha da üzücüsü, Amerika ve İsrail’in İran’a karşı acımasız saldırıları devam ediyor. Savaş, sadece silahlarla, bombalarla değil, aynı zamanda insan hayatını ve umutlarını yok eden güç olarak karşımıza çıkıyor. Bu savaşların şiddeti, masum insanların hayatlarını karartırken, gülerken bile düşünüp neşelenebileceğimiz bir dünyayı hayal etmek giderek zorlaşıyor. Böylesi bir atmosferde, savaşın yıkıcı etkileri yalnızca fiziksel değil, ruhsal anlamda da insanları derinden sarsıyor. Yıkılmış şehirler, yıkılan hayatlar ve savaşın tam ortasında kalan insanlar… Her şeyin ciddi, her şeyin ölüm kalım meselesine dönüştüğü ortamda, şaka yapmak, gülmek, biraz olsun rahatlamak neredeyse imkansız hale geliyor. Ama tam da bu noktada, mizahın gücü yeniden önem kazanıyor. Mizah, acıyı hafifletebilir, insanların ruhlarını rahatlatabilir.

Bir yandan ekonomik sıkıntılar, diğer yandan siyasi liderlerin ciddiyetle ördükleri küresel kutuplaşma, savaşların yıkıcı etkisi derken, 1 Nisan’daki şaka yapma özgürlüğü bile sanki uzak bir hayal gibi görünüyor. Ama belki de tam bu noktada, 1 Nisan’ı ve şakaları hatırlamak gerekiyor. Şakaların, sadece eğlencelik değil, aynı zamanda insanların rahatlayıp birbirlerine yakınlaşmalarını sağlayan, sosyal bağları güçlendiren araçlar olduğunu unutmamalıyız.

Şu an, 1 Nisan’ın belki de bizlere en büyük hatırlatması, mizahın kaybolmadığı, liderlerin de insanların yüzünü güldürebildiği, savaşların bitip barışın hakim olduğu bir dünyada, şaka yapabilmenin ne kadar değerli olduğudur. Çünkü gülmek, sadece eğlenmek değil, insan olmanın en insanca hali, en derin, en samimi refleksidir.

Ama 1 Nisan’da herkesin beklediği gibi…

NİSAN 1! Şaka yaptım! Bu yazı aslında biraz da gülmek için, biraz da “gerçekten 1 Nisan şakası olsa keşke!” diye düşünerek yazıldı.

Şimdi bir derin nefes alın, gülün ve unutmayın, gülmek, bazen gerçekten hayatın en güzel şakasıdır.

Ne olur hep böyle gülsen?!

Erhan Yurdayüksel

01 Nisan 2026