Su yanmaz: Avrupa’nın ormanları ve kunduzların ekonomik ve ekolojik dirilişi…
Sadece ormanlar değil, bütçeler, gelecek planları ve iklim politikalarına duyulan güven de alevlerin arasında kül oluyor.
Fransa’dan İspanya’ya uzanan yangın kuşağı, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en büyük tahliye operasyonlarını beraberinde getirirken, geriye yalnızca siyaha bürünmüş ormanlar değil, milyarlarca euroluk ekonomik enkaz bırakıyor.
Her yaz yeniden yaşanan bu felaketler artık doğal afet olmaktan çıktı, ekonomik istikrarı tehdit eden kronik bir kriz haline dönüştü.
Devletler yangın söndürme filolarına milyarlar ayırıyor, sigorta şirketleri her sezon daha ağır tazminat yükleriyle karşı karşıya kalıyor.
Tarım alanları verimsizleşiyor, içme suyu havzaları zarar görüyor, turizm gelirleri eriyor ve kamu bütçeleri her geçen yıl biraz daha nefessiz kalıyor.
Kapitalist ekonomi uzun yıllardır doğayı yalnızca tüketilecek bir kaynak olarak gördü.
Oysa bugün doğanın kaybının maliyeti, onu korumanın maliyetini çoktan geride bırakmış durumda.
Avrupa’nın yaşadığı yangınlar, aslında doğaya kesilen faturanın insanlığa geri dönmüş tahsilatıdır.
Tam da bu noktada insanın aklına şu soru geliyor:
Milyarlarca euroluk teknolojilere, dev yangın uçaklarına ve beton projelere rağmen önlenemeyen bu felaketlerin çözümü, yıllarca “zararlı” diye yok etmeye çalıştığımız küçük bir canlıda saklı olabilir mi?
Sermayenin gözden kaçırdığı servet: Kunduzlar
Yüzyıllar boyunca kürkü için avlanan, tarım alanlarına zarar verdiği gerekçesiyle yaşam alanlarından sürülen kunduzlar, bugün Avrupa’nın en değerli doğal yatırım araçlarından biri olarak yeniden keşfediliyor.
1960’lardan bu yana Avrupa’daki kunduz nüfusunun yaklaşık yüzde 16.000 artarak 1,2 milyonun üzerine çıkması yalnızca biyolojik bir başarı hikâyesi değildir, aynı zamanda ekonomik bir yeniden doğuşun da habercisidir.
Çünkü kunduzların inşa ettiği barajlar, modern mühendisliğin milyonlarca euro harcayarak kurmaya çalıştığı doğal su depolama sistemlerini hiçbir ihale, hiçbir yakıt ve hiçbir bakım maliyeti olmadan oluşturuyor.
Toprakta tutulan milyonlarca metreküp su, kuraklık dönemlerinde ormanların nemini koruyor.
Sulak alanlar genişliyor, yer altı suyu besleniyor ve yangınların en büyük müttefiki olan kurumuş bitki örtüsü doğal biçimde nemli kalıyor.
Bugün iklim ekonomisinin en değerli kavramlarından biri “doğal altyapı yatırımı” olarak tanımlanıyor.
Kunduzlar ise bunun belki de en başarılı örneği.
Yangınlara karşı en ucuz sigorta poliçesi
Colorado ve Kaliforniya’da yapılan araştırmalar, kunduzların oluşturduğu sulak alanların büyük orman yangınlarından neredeyse hiç etkilenmediğini gösteriyor.
Aynı bölgelerde bitki örtüsünün çevresine göre üç kata kadar daha sağlıklı kaldığı tespit edildi.
Yangın kuru alanları yutarken, kunduz göletleri adeta görünmez bir savunma hattı oluşturuyor.
Doğa, kendi mühendisleri aracılığıyla ateşe karşı suyla örülmüş doğal bariyerler kuruyor.
Belki de bu nedenle kunduzların yaptığı her baraj, yalnızca birkaç ağacı değil, gelecekte ödenecek milyonlarca euroluk yangın söndürme masrafını da engelliyor.
Felaket bittikten sonra başlayan daha büyük fatura
Ancak yangının gerçek maliyeti, alevler söndüğünde başlıyor.
Bitki örtüsünü kaybeden yamaçlar ilk şiddetli yağmurda seller üretiyor.
Toprak kaymaları yolları kapatıyor, barajlar tortuyla doluyor, içme suyu arıtma tesisleri milyonlarca euroluk ek yükün altına giriyor.
Bilim insanlarının Colorado’da geliştirdiği “sahte kunduz barajları” projesi tam da bu noktada dikkat çekiyor.
Doğal barajları taklit eden sistemler suyun akışını yavaşlatıyor, tortunun taşınmasını önlüyor, su kalitesini koruyor ve ekosistemin kendisini onarmasına zaman kazandırıyor.
Aslında kunduzlar yalnızca yangını önlemiyor; yangının geride bıraktığı ekonomik enkazın temizlenmesine de katkı sağlıyor.
Asıl mesele ekonomi mi, doğa mı?
İskoçya’daki Cairngorms Ulusal Parkı başta olmak üzere Avrupa’nın birçok bölgesinde kunduzların yeniden doğaya kazandırılması artık yalnızca çevre politikası değil, mali disiplin politikası olarak da değerlendiriliyor.
Çünkü iklim krizinin maliyeti katlanırken, doğanın ücretsiz sunduğu çözümleri görmezden gelmek ekonomik akılcılıkla bağdaşmıyor.
Belki de yıllardır yanlış soruyu sorduk.
Ormanları nasıl daha hızlı söndürürüz diye düşündük; oysa belki de onları nasıl daha az yanar hâle getiririz diye düşünmeliydik.
Bugün milyarlarca euroyu yangın filolarına harcayan ülkeler, belki de çözümü sessizce dere kenarında çalışan bir kunduzun emeğinde bulacak.
Çünkü doğa bazen en büyük yatırımcısını en küçük canlıların içine saklar.
Ve unutmamak gerekir ki, insanlığın en pahalı derslerinden biri bize aynı gerçeği tekrar tekrar hatırlatıyor:
“Su yanmaz.”
Söz sizde
Peki biz, doğanın ücretsiz sunduğu bu mühendisliği görmezden gelmeye daha ne kadar devam edeceğiz?
Ve gelecek nesillere; yanan ormanların küllerini mi, yoksa doğayla birlikte büyüyen sürdürülebilir bir ekonomiyi mi miras bırakacağız?
Erhan Yurdayüksel
31 Temmuz 2026
