Erhan Yurdayüksel: Türkiye’nin stratejik vizyonu

YENİ SOĞUK SAVAŞIN CEPHE HATTI: KUANTUM TEKNOLOJİLERİ VE TÜRKİYE’NİN STRATEJİK VİZYONU

Dünya, gürültüsüz ama etkileri sanayi devrimleri kadar büyük olacak yeni bir dönüşümün eşiğinde bulunuyor.

Bu kez savaş meydanlarında tanklar, uçaklar ya da füze sistemleri değil, laboratuvarlarda geliştirilen kuantum işlemciler, kuantum haberleşme ağları ve yeni nesil şifreleme sistemleri belirleyici olacak.

Artık güç dengeleri yalnızca ekonomik büyüklükle veya askeri kapasiteyle ölçülmüyor; bilimsel üretim, teknolojik egemenlik ve stratejik inovasyon devletlerin kaderini belirleyen temel unsur haline geliyor.

21. yüzyılın yeni soğuk savaşı, görünmeyen cephelerde yaşanıyor. Bu mücadelenin adı ise kuantum teknolojileri.

Kuantum Bilgi Teknolojileri yalnızca daha hızlı bilgisayarlar üretme arayışı değildir.

Bu teknoloji, yapay zekâdan savunma sanayiine, ilaç geliştirmeden finans sektörüne, enerji optimizasyonundan uzay çalışmalarına kadar hemen her alanda kuralları yeniden yazabilecek potansiyele sahiptir.

Daha da önemlisi, bugün kullandığımız klasik şifreleme sistemlerinin önemli bir bölümünü geçersiz hâle getirebilecek kapasitesi nedeniyle ulusal güvenliğin de merkezine yerleşmiştir.

Dolayısıyla kuantum teknolojileri artık bilim insanlarının akademik çalışma alanı olmaktan çıkmış, devletlerin ulusal güvenlik stratejilerinin, ekonomik kalkınma planlarının ve jeopolitik rekabetinin en kritik başlıklarından biri hâline gelmiştir.

Bu dönüşümün en somut göstergelerinden biri, Haziran 2026’da ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan iki Başkanlık Kararnamesi oldu.

Trump’ın “Amerika kuantum devriminin eşiğinde” sözleriyle duyurduğu bu kararlar, Washington’ın teknoloji yarışını yalnızca ekonomik rekabet olarak görmediğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Hedef nettir: Çin karşısında kuantum üstünlüğünü ele geçirmek, 2028 yılına kadar ilk büyük ölçekli Amerikan kuantum bilgisayarını üretmek ve federal kurumların tamamını Kuantum Sonrası Kriptografi (Post-Quantum Cryptography-PQC) altyapısına geçirmek.

Bu adımlar yalnızca teknoloji yatırımı değildir, geleceğin dijital egemenliğinin ilanıdır.

Atlantik’in diğer yakasında Avrupa Birliği de benzer bir kararlılıkla ilerliyor.

2025 yılında açıklanan Quantum Europe Strategy ile kıtanın dağınık kuantum girişimleri ortak bir vizyon altında toplandı.

Bugüne kadar 11 milyar avroyu aşan kamu yatırımı, Avrupa genelinde kurulmakta olan EuroQCI kuantum güvenli haberleşme ağı, Münih ve Çekya’da devreye alınan kuantum bilgisayar altyapıları ve hazırlıkları süren EU Quantum Act, Avrupa’nın teknolojik bağımsızlığını yalnızca siyasi bir söylem değil, hukuki ve ekonomik bir gerçeklik hâline dönüştürme iradesini gösteriyor.

Kısacası, Amerika hızlanıyor, Avrupa kurumsallaşıyor, Çin ise yıllardır milyarlarca dolarlık yatırımlarla kendi ekosistemini inşa ediyor.

Peki Türkiye bu küresel yarışta hangi konumda olacak?

Asıl sorulması gereken soru budur.

Çünkü tarih, teknolojik dönüşümlerde geç kalan ülkelerin yalnızca pazar kaybettiğini değil, karar alma gücünü, ekonomik bağımsızlığını ve stratejik etkinliğini de kaybettiğini defalarca göstermiştir.

Sanayi Devrimi’ni kaçıran toplumlar uzun yıllar bunun bedelini ödedi. Yapay zekâ ve kuantum çağında benzer bir gecikmenin maliyeti ise çok daha ağır olabilir.

Tam da bu nedenle, 9-12 Kasım tarihlerinde UNESCO Dünya Bilim Günü kapsamında gerçekleştirilecek Global AI 2026 Stratejik Zirvesi, Türkiye açısından sıradan bir uluslararası organizasyon olarak değerlendirilmemelidir.

Bu zirve, Türkiye’nin bilim diplomasisini, teknoloji vizyonunu ve uluslararası proje kapasitesini dünyaya gösterebileceği stratejik bir platform niteliği taşımaktadır.

Böylesine önemli bir organizasyon, yalnızca akademik sunumların yapılacağı bir etkinlik değil, aynı zamanda ülkelerin gelecek vizyonlarını ortaya koyacağı küresel bir vitrin olacaktır.

Türkiye’nin özellikle Avrupa Birliği araştırma programlarındaki deneyimini daha görünür kılması, uluslararası ortaklıklarını güçlendirmesi ve kuantum ile yapay zekâ alanındaki iddiasını daha yüksek sesle ortaya koyması, uzun vadeli stratejik kazanımlar sağlayabilir.

Bu çerçevede, EPA Avrupa Proje Ajansı / European Project Agency® (EPA®) Türkiye’nin de uluslararası proje geliştirme ve iş birliği süreçlerinde üstlenebileceği rolün zirvede görünür hâle gelmesi, Türkiye’nin küresel teknoloji ekosistemindeki konumunu güçlendirebilecek başlıklardan biri olarak değerlendirilebilir.

Ancak uluslararası rekabet yalnızca vizyon açıklamalarıyla kazanılmıyor.

Kurumsal kapasite, hukuki altyapı, kamu iradesi ve hızlı karar alma mekanizmaları da en az teknoloji kadar önem taşıyor.

Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki dönemde kuantum teknolojileri alanında daha güçlü bir yol haritası oluşturması, araştırma altyapısını geliştiren, nitelikli insan kaynağını destekleyen, güvenli haberleşme sistemlerini teşvik eden ve uluslararası fonlardan daha etkin yararlanmayı kolaylaştıran politika ve düzenlemeleri değerlendirmesi stratejik önem taşıyacaktır.

Çünkü Avrupa Birliği’nin Horizon Europe, Digital Europe ve EuroHPC gibi programları önümüzdeki yıllarda kuantum teknolojileri ve yüksek başarımlı hesaplama alanlarına milyarlarca avroluk kaynak aktarmaya devam edecek.

Bu kaynaklardan en yüksek düzeyde faydalanabilen ülkeler yalnızca finansman elde etmeyecek; aynı zamanda küresel teknoloji tedarik zincirlerinin kalıcı oyuncuları arasına katılacaktır.

Artık mesele yalnızca fon almak değildir.

Mesele, geleceğin teknolojisini geliştiren ülkeler arasında yer alabilmektir.

Bugün yazılan stratejiler, yarının ekonomik haritasını belirleyecek.

Bugün çıkarılan düzenlemeler, gelecek nesillerin rekabet gücünü şekillendirecek. Bugün kurulan uluslararası ortaklıklar ise Türkiye’nin küresel teknoloji diplomasisindeki etkisini artıracaktır.

Kuantum çağında liderlik, değişimi bekleyenlerin değil, değişimi öngörenlerin olacaktır.

Bilim ve teknolojide söz sahibi olmak isteyen ülkeler, yalnızca geleceği takip etmez, geleceğin kurallarını yazmaya talip olur.

Türkiye’nin de bu tarihî dönüşüm sürecinde güçlü bilimsel kapasitesi, genç insan kaynağı ve uluslararası iş birliği potansiyeliyle doğru zamanda doğru adımları atması, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da stratejik kazanımı olacaktır.

Çünkü yeni dünyanın en güçlü ülkeleri, en büyük ordulara sahip olanlar değil; en ileri teknolojileri geliştirenler olacaktır.

Söz Sizde…

Kuantum çağının eşiğinde dünya yeni bir güç dengesi kurarken, Türkiye’nin bu yarışta nasıl bir konum alması gerektiğini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sizce Türkiye, kuantum teknolojileri ve yapay zekâ alanında küresel rekabette söz sahibi olabilmek için önceliği hangi adımlara vermelidir: bilim ve eğitim yatırımlarına mı, hukuki ve kurumsal düzenlemelere mi, uluslararası iş birliklerine mi, yoksa tüm bu alanları kapsayan bütüncül bir ulusal stratejiye mi?

Erhan Yurdayüksel

11 Temmuz 2026