Tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugün aralarında ‘casusluk’ davasının da bulunduğu 3 ayrı davada yargılanıyor. Silivri’de görülen casusluk davasının başladığı ilk saatlerde savcı mütalaasını açıkladı.
Bugün 3 davada aynı anda yargılanan tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, ilk olarak Casusluk davası için Silivri’deki 4 no’lu duruşma salonuna geldi.
İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, Tele 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün de salona getirildi.
İMAMOĞLU’NUN AVUKATI DİPLOMA DAVASI TALEBİNİ İLETTİ
Mahkeme Heyeti’nin de gelmesiyle duruşma başladı. Savunmalara geçilmeden önce İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir söz aldı.
Demir, “Ekrem Bey’in 2 davası daha var. Saatler çakıştı” dedi ve İmamoğlu’nun öncelikli olarak diğer salonda görülecek olan “diploma” davasına katılma talebini iletti.
Mahkeme Başkanı talebi kabul etti. İmamoğlu duruşma salonundan ayrıldı, “Diploma” Davasının görüleceği salona geçti.
MÜTALAA AÇIKLANDI
Celse arasında değişen duruşma savcısı duruşmanın ilk saatlerinde tutukluklara ilişkin mütalaasını açıkladı; Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ün tutukluluklarının devamını talep etti.
Duruşma, gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunması ile devam ediyor.
YANARDAĞ’IN ASİSTANI İDDİALARI YALANLADI
Duruşmada tanık olarak dinlenen Merdan Yanardağ’ın asistanı Lale Uğuzay, Yanardağ’ın Seher Alaçam’ın şoföründen para aldığına dair iddiaları “Sizin yanınıza giremez şoför zaten. Benim bilgim olmadan sizin yanınıza giremez” diyerek yalanladı.
”NATO HAYDUT VE EMPERYALİST BİR ÖRGÜTTÜR”
Merdan Yanardağ savunmasında “NATO haydut ve emperyalist bir örgüttür. Hayatını NATO’ya karşı mücadele ile geçirmiş insanları siyasi casusluk ile suçlanıyor. Bu dava, Ekrem İmamoğlu davası… Muhalefeti susturmak, bizi susturmak amacıyla açılan siyasi dava. Bu mantığa göre bütün siyasi partilerin casusluk suçu ile yargılanması gerekir” dedi.
Yanardağ devamında, “Savcı, Hüseyin Gün’ün ifadesinde ‘Merdan Yanardağ’ın bu çalışmaların basın ayağında görev aldığını’ söylediğini ileri sürüyor. Hüseyin Gün’ün ifadesinde böyle bir şey yok” dedi.
Ardından Gün’e dönerek, “Böyle bir ifadeniz var mı?” diye sordu.
Gün de “yok” diyerek Yanardağ’ı teyitledi.
”SİYASAL CASUSLUK DAVASIYLA KARŞI KARŞIYA DEĞİLİZ”
Yanardağ daha sonra “Bizden korkuyorlar. Siyasal şiddet sürecinin bir parçası olarak karşısınızdayız. Gerçek bir siyasal casusluk davası ile karşı karşıya değiliz” ifadelerini kullandı.
”BU MAKAM SİYASİ MAKAMDIR”
Gazeteci Yanardağ savunmasının devamında; Başsavcı Vekili olduğu dönemde “casusluk” davasının iddianamesini hazırlayan Can Tuncay’ın daha sonraki süreçte Adalet Bakan Yardımcısı olarak göreve getirilmesini eleştirdi.
Merdan Yanardağ, “Bu iddianamede imzası olan Can Tuncay bugün Adalet Bakan Yardımcısıdır. Bu makam siyasi makamdır. Bu makamdaki kişi siyasi toplantılara katılıyor. AKP iktidarının imzası bu iddianamenin altında var” dedi.
Yanardağ’ın savunmasını tamamlamasının ardından avukatı Selin Nakıpoğlu’nun beyanlarına geçildi.
İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, cübbesini giyerek “casusluk” davasına katıldı.
Savunma avukatlarının yanına oturan Kaboğlu, sanık sandalyesindeki Merdan Yanardağ’ı kafası ile selamladı.
YANARDAĞ’IN AVUKATINDAN İDDİANAME ELEŞTİRİSİ
Merdan Yanardağ’ın avukatı Selin Nakıpoğlu, celse arasında davaya bakan Mahkeme Heyeti ve Duruşma Savcısının değişmesine tepki gösterdi.
Yanardağ’ın 253 gündür tutuklu bulunduğuna dikkat çeken avukat Nakıpoğlu, “Bugün müvekkilin özgürlüğü hakkında karar verecek heyet, ilk celsedeki savunmayı dinleyen heyetle aynı değil. Bunu kişi özgürlüğüne ilişkin verilecek kararın ağırlığını hatırlatmak için söylüyoruz. Ceza yargılamasında savunma sadece tutanağa yazılmış cümlelerden ibaret değildir. Siz 11 Mayıs’taki SEGBİS dökümünü okuyarak o celseyi çok net bir şekilde tabii ki anlayamazsınız. Dosya okunabilir ama savunma dinlenir. dedi.
İddianamede somut delil olmadığını da söyleyen Nakıpoğlu, “Bu iddianame şunu söylüyor Merdan Yanardağ’a, ‘Sen casussun ama kime, neye, neyle, nasıl casusluk yaptığını biz de bilmiyoruz, mahkeme bulsun.’ Bunun hukuk devletinde yeri var mı? Tabii ki yok.
İddianame savcıları tarafsızlıklarını o kadar yitirmişler ki itham memurundan da öte bir kanaat lideri gibi davranmışlar. Her boşluğu, somut delil olmadığı için her boşluğu klişe ile doldurmuşlar” ifadelerini kullandı.
”MÜVEKKİLİN DERHAL TAHLİYESİ GEREKİYOR”
Avukat Nakıpoğlu, Duruşma savcısının tutuklulukların devamını istediği mütalaasındaki “delil toplama işlemlerinin henüz tamamlanmaması” gerekçesine şu sözlerle itiraz etti:
“Dosyadaki bu kurgusal bütünlüğü reddediyoruz. Temel hak ve hürriyetlerin korunması, mülkiyet hakkının iadesi ve adaletin tesisi adına burada müvekkilin derhal tahliyesi gerekiyor.
İlk celsede detaylı ifadesini verdi. Müdafileri verdi, dosya olgunlaşmış durumda. Savcılık makamının hangi delilleri beklediğini bilmiyorum, biz bir delil beklemiyoruz. Bizim delillerimiz toplanmış durumda. Dosyanın geldiği aşamada tutukluluk tedbirini zorunlu kılan hiçbir mevcut koşul yok.
Müvekkilin delilleri karartacağına, yargılamayı engelleyeceğine ya da kaçacağına ilişkin ortaya konulmuş ne gibi somut olgu var? Buna karşılık tek gerçek var: Merdan Yanardağ 253 gündür tutuklu ve her geçen gün, henüz hakkındaki kesinleşmemiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan bir insan özgürlüğünden mahrum bırakılıyor.”
YANARDAĞ’IN AVUKATINDAN “TELE1 ÜZERİNDEKİ KAYYIM KARARI KALDIRILSIN” TALEBİ
Selin Nakıpoğlu’nun arından Yanardağ’ın bir diğer avukatı Bilgütay Hakkı Durna savunma yaptı.
TMSF tarafından önce satış için ihale tarihi verilen, daha sonra karardan geri dönülen Tele1 üzerindeki kayyım kararının kaldırılmasını talep eden avukat Durna, şunları söyledi:
“Biliyorsunuz soruşturma sürecinde sulh ceza hâkimliği tarafından ABC A.Ş. ve TELE1 şirketlerine kayyım atandı. Sulh ceza hâkimliği kayyım atamıştı, artık o görev ağır ceza mahkemesindedir. ‘Kayyım atanması kararına karşı talebimiz bulunmaktadır’ dememize rağmen ‘özel iş ve işlemlere karışamayız’ gibi ibarelerle açık şekilde talebimiz reddedilmiş durumda.
Bu dosyada TELE1 televizyonu ile ilgili tek iddia Kemal Kılıçdaroğlu programıdır. O program Merdan Yanardağ ile ilişkilendirilmektedir. Kanalla, istinat edilen suç arasındaki tek bir bağlantı yoktur.
Giderilemez zararlar ortaya çıkacaktır. Biz kayyım kararının kaldırılmasını talep ediyoruz.”
DİPLOMA DAVASININ ARDINDAN CASUSLUKTA DAVASINDA: ÖZGÜR ÖZEL DE DURUŞMADA
Ekrem İmamoğlu bugün Silivri’de duruşma salonları arasında adeta mekik dokuyor…
“Diploma” davasında yaklaşık 2.30 saat savunma yapan İmamoğlu, bir üst katta devam eden “Casusluk” davasına katıldı.
Eski CHP Genel Başkanlarından Murat Karayalçın, CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin seçilmiş İl Başkanı Özgür Çelik ve İBB Başkan Vekili Nuri Aslan da duruşmaya katıldı. İmamoğlu’na yönelik davaları takip etmek üzere Türkiye’ye gelen Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor duruşmaya geldi.
İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve oğlu Selim İmamoğlu da duruşmayı takip eden isimler arasında.
Diğer yandan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu da duruşmaya cübbesini giyerek katıldı.
NECATİ ÖZKAN SAVUNMAYA BAŞLADI
Yanardağ’ın avukatlarının ardından, hem İBB hem de Casusluk davası kapsamında tutuklu yargılanan Necati Özkan, savunma yapmak üzere söz aldı.
Davaya bakan mahkeme heyeti ve duruşma savcısının celse arasında değişmesi nedeniyle “Hoş geldiniz diyerek sözlerine başlayan Özkan, “Allah utandırmasın. Çok zor bir davadayız. Türkiye tarihinde hiç görülmemiş gayri hukuki ve gayri ahlaki bir davadayız. Size düşen görev çok büyük. Hoş geldiniz. İnşallah adalete ve hukuka uygun bir karar verirsiniz” ifadelerini kullandı.
Davanın 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından başlayan siyasi sürecin bir parçası olduğunu öne süren Özkan, CHP’nin yerel seçim başarısının ardından muhalefetin dağıtılmasının hedeflendiğini söyledi.
Özkan, Ekrem İmamoğlu ve kendisi dahil çok sayıda kişinin bu süreçte tutuklandığını ileri sürdü.
Casusluk suçlamasının hiçbir somut delile dayanmadığını savunan Özkan, dosyada devletin güvenliği için gizli kalması gereken tek bir bilgi, bu bilginin kimden alındığı, kime verildiği, hangi ülkeye aktarıldığı ve karşılığında ne alındığına ilişkin hiçbir tespitin bulunmadığını söyledi.
“HANGİ SOMUT KANIT VAR? LÜTFEN BİZE GÖSTERİN”
“Casusluğun adı var ama casusluk yok” diyen Özkan, savcılığın söz ettiği “somut kanıtların” ne olduğunu sorarak, “Burada casusluk eyleminin işlendiğine ilişkin hangi somut kanıt var? Lütfen bize gösterin” ifadelerini kullandı.
Dosyanın Hüseyin Gün ile yaptığı görüşmelere dayandırıldığını belirten Özkan, Gün ile yalnızca 2019 yerel seçimlerinden önce bir kez görüştüğünü, daha sonra ise İBB’ye ürün satmak amacıyla yapılan tek bir sunum nedeniyle bir araya geldiklerini anlattı. Tarafların ticari olarak anlaşamadığını ve 3 Eylül 2019’dan sonra hiçbir ilişkilerinin kalmadığını söyledi.
İBB’de ya da iştiraklerinde hiçbir yetki, görev veya veri erişimi bulunmadığını vurgulayan Özkan, bu nedenle veri sızdırması veya casusluk yapmasının mümkün olmadığını savundu.
Kendisine yöneltilen dijital manipülasyon ve veri sızıntısı iddialarını da reddeden Özkan, dijital alanın uzmanı olmadığını, “Dark Web” ve “OSINT” gibi kavramları ancak dava açıldıktan sonra öğrendiğini söyledi. Dosyadaki bilirkişi ve uzman raporlarının da İBB verilerinin sızdırıldığı iddiasını doğrulamadığını savunan Özkan, söz konusu 17 e-posta adresinden yalnızca ikisinin gerçek olduğunu, diğerlerinin sahte olduğunun raporlarla ortaya konulduğunu ifade etti. Hüseyin Gün’ün de mahkemede “Hayır” diyerek kendisinden herhangi bir veri veya gizli bilgi almadığını söylediğini hatırlatan Özkan, “Ortada devlet sırrı da yok, veri sızıntısı da yok” dedi.
“HAKİKAT YOKSA HUKUK YOK, HUKUK YOKSA ADALET DE YOK”
Savunmasının sonunda hakkında yürütülen haberlerin kamuoyunda “casus” algısı oluşturduğunu belirten Özkan, bunun hayatı boyunca taşıyacağı ağır bir leke olduğunu söyledi. Kendisini “işini iyi yapan bir profesyonel” ve “kurban” olarak nitelendiren Özkan, bütün kariyeri boyunca “hakikat temelli iletişim” anlayışıyla çalıştığını ifade etti.
Mahkeme heyetine seslenen Özkan, “Hakikat yoksa hukuk yok, hukuk yoksa adalet de yok” diyerek beraatini talep etti ve Tunuslu Hayreddin Paşa’nın “İktidar hukukla sınırlandırılmadıkça ve mülkiyet devletin keyfiyetinden kurtarılmadıkça ne hürriyet kaim olabilir ne de devlet payidar kalabilir” sözlerini hatırlatarak kararın hukuk ve adalet çerçevesinde verilmesini istedi.
MAHKEME BAŞKANI İLE NECATİ ÖZKAN ARASINDA “KAN ŞEKERİ” POLEMİĞİ
Necati Özkan’ın avukatı Kazım Yiğit Akalın; Merdan Yanardağ’ın ve avukatlarının savunmasını tamamlamasının ardından söz alarak Mahkeme Başkanından duruşmaya ara verilmesini ya da ara verilecek saati kendilerine söylemesini talep etti. Akalın, Özkan’ın İBB Davasında da tutuklu yargılandığını anımsatarak, o duruşmaya katılımlarını da koordine etmek istediklerini söyledi.
Celse arasında değişen Mahkeme Heyeti Başkanı “savunma bütünlüğünün” bozulmaması amacıyla Özkan’ın savunmasına devam etmesini istedi.
Avukat Akalın, Özkan’ın savunmasını tamamlamasının ardından bir kez daha söz alarak duruşmaya ara verilmesi talebini yineledi. Hakim aynı gerekçeyle ara vermek istemediğini belirtince Akalın, “Acıktık Başkanım. Kan şekerim düştü” dedi.
İmamoğlu da duruşmanın sabah saatlerinden beri devam ettiğini ve kendisinin de acıktığını belirterek ara verilmesini istedi.
Casusluk davası duruşmasına polemikten sonra 14.00 sularında ara verildi. Duruşmaya ara verilmesinin ardından Heyet salondan ayrıldı.
Duruşma salonunun küçük olması nedeniyle tutuklu sanıklar ile tutuksuz sanıkları ayıran kısa bariyerin önüne gelen Ekrem İmamoğlu, önce eski CHP Genel Başkanlarından Murat Karayalçın’a selam verdi.
EŞİNE SARILDI, ALKIŞ SESLERİ YÜKSELDİ
İmamoğlu daha sonra Karayalçın’ın yanında duruşmayı takip eden eşi Dilek Kaya İmamoğlu’na sarıldı.
O anlarda duruşmayı takip eden izleyiciler alkışlayarak destek verdi.
Duruşma, yaklaşık 1 saatlik aradan sonra Özkan’ın avukatlarının savunmasıyla devam edecek.
“BİRİ 2021 YILINDA BALIKESİR’E GİTMİŞ DİĞERİ 2023 YILINDA”
Özkan’ın ardından avukatı Kazım Yiğit Akalın savunma yaptı.
Hüseyin Gün ile Necati Özkan’ın HTS kayıtlarının incelendiğini ve Balıkesir’de buluştuklarının iddia edildiğini söyleyen Akalın, iki ismin aynı yıl içinde Balıkesir’e hiç gitmediklerini belirtti:
“İddianamede, ‘Balıkesir ilinde Hüseyin Gün ile Necati Özkan ortak baz vermiştir’ diyor. Kime okutursanız okutun, buradan anladığı şey şu: ‘Hüseyin Gün ile Necati Özkan Balıkesir’de buluşmuşlar.’
Ama bir bakıyorsunuz eklere, HTS’nin ayrıntısına… Bırakın aynı saati, bırakın aynı günü, bırakın aynı ayı; Hüseyin Gün ile Necati Özkan aynı yıl Balıkesir’de olmamışlar. Biri 2021 yılında Balıkesir’e gitmiş, diğeri 2023 yılında Balıkesir’e gitmiş.“
İMAMOĞLU’NUN SAVUNMASI BAŞLADI: “DEĞİŞEN 20. HAKİMSİNİZ”
Özkan’ın avukatlarının ardından savunma yapmak üzere Ekrem İmamoğlu kürsüye geldi.
“İlginç bir günde karşı karşıyayız” diyerek sözlerine başlayan İmamoğlu, tutuklu yargılandığı casusluk davasında celse arasında mahkeme heyeti ve duruşma savcısının değişmesine göndermede bulundu:
“Ben hukukçu değilim ama yargıçların böyle değiştiği bir ortamda hukukçular arasında, yargıçlara haksızlık edildiği konuşuluyor.
Bir ihlal ile buradasınız ben de bir ihlal ile sizin karşınızdayım. Sizler benim mahkemelerimde değişen 20. hakimsiniz, savcıyı saymıyorum…. Milyonda bir midir, katrilyonda bir midir bilemem…
Bu sabah yine dünyanın en saçma davalarından birinde yine değişmiş bir hakimle karşı karşıyaydım.
Bugün bu binada, hapishanenin olduğu bir yerde, böylesi bir kötümser tabloda bir aradayız.”
İMAMOĞLU: “HUKUKSUZLUK TRİATLONU İLE HUKUK CİNAYETİ KURŞUNLARINDAN KENDİMİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUM”
HSK’nin “bağımsız olmadığını” savunan İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
“HSK’nın Türkiye’de bağımsız olmadığı, talimatla ısmarlama heyetlerin dizayn edildiği bir ortamda, bunlar sanki doğalmış gibi algılanıyor. Adliyede değiliz. Korkuyorlar adliyeye götürmeye beni. Çünkü adliyeye en son gidişimde on binlerce polisi adliye etrafına, tam da bu davayla ilgili ifademi almak için götürdüler. Ne hikmetse on binlerce polis vardı. Neyi kimden, kimi kimden koruyorlar ya da kimi kimden kaçırıyorlar anlaşılır gibi değil.
Yine bir başka duruşmaya giderken de yine yolda savcılığın kararıyla aracımız ‘bozuk’ bahanesiyle geri döndürüldü. Buranın bağlı olduğu savcılık beni yoldan nasıl, hangi kararla ya da hangi yetkiyle geri döndürüyor hala anlayabilmiş değilim.”
Silviri’de bugünkü yoğun duruşma takvimine sert sözlerle tepki gösteren ve “triatlon” benzetmesi yapan İmamoğlu, “Bugün burada hukuk cinayeti işleniyor. Yani ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işlenmeye devam ediyor. Ben de hukuksuzluk triatlonuyla bu cinayet kurşunlarından kendimi korumaya çalışıyorum. Bir hukuksuzluk triatlonu içerisinde mücadelemi sürdürüyorum” dedi.
“Bu kürsüden milletime sesleniyorum” sözleriyle savunmasını sürdüren İmamoğlu, “Yüce Türk yargısını bu duruma düşürenleri muhatap almıyorum, onu ifade edeyim. Aziz milletimizin bu yaşananları çok net gördüğünü, duyduğunu ve kanaat getirdiğini, sonuçta benim de onların kararına emanet olduğumu buradan bütün milletime duyuruyorum” ifadelerini kullandı.
“RAKİBİNDEN KORKAN KİŞİ, RAKİBİYLE GÜDÜMLÜ YARGI ELİYLE MAHKEME SALONLARINDA MÜCADELE EDİYOR”
İmamoğlu, aynı anda 3 farklı davada hakim karşısına çıkmak zorunda kalmasını “Yoğun Ekrem İmamoğlu mesaisi” olarak tanımladı.
İmamoğlu şöyle devam etti:
“Dünyanın her yerinde güçlü devletler bağımsız yargılarıyla, hukuk güvenliğiyle, demokratik standartlarıyla itibar kazanırken, devletlerin gücünün rakiplerini mahkeme salonlarında çoğaltarak değil, adaleti herkese uygulayarak ortaya koyarken; Türkiye’de de rakibinden korkan kişi, rakibine yönelik yürüttüğü davalarla, rakibiyle mahkeme salonlarında güdümlü yargı eliyle mücadele etme tercihini yürütüyor” dedi.
İMAMOĞLU: “CANI İSTEYİNCE KURULTAY İPTAL ETMEK, VASAT ZİHNİYETİN BU ÜLKEYE YAŞATTIKLARIDIR”
İddianameye yönelik eleştirilerde bulunan ve kendisiyle ilgili kısmın “Bir fotoğraftan ibaret olduğunu” dile getirdi.
İmamoğlu, “Düşünebiliyor musunuz, bir ziyaretle bir fotoğraflarla ortaya konmuş bir iddianame. Yani beni beş dakikalığına ziyaret eden, Allah rahmet eylesin, bir hanımefendinin ve manevi oğlu diye kendini tanıtan bir iş insanının, Hüseyin Gün’ün beni ziyareti… İddianamede benimle ilgili kısım; beş dakikalık ziyaretle, bir görüntü” dedi.
İmamoğlu daha sonra iddianameye sert sözlerle eleştiri getirerek, “Milletin iradesinden korkup siyasete müdahale etmek, canı isteyince seçimi iptal etmek, canı isteyince kurultay iptal etmek, sözde sıkıntı çıkaranı cezaevine yollamak, işte bugün kendini ‘devlet aklı’ diye tanımlayan o vasat zihniyetin bu ülkeye yaşattıklarıdır” ifadelerini kullandı.
