Belçika’nın başkenti Brüksel, Mart ayı boyunca süren BANAD Festivali ile adeta bir açık hava müzesine dönüştü. Şehrin mahrem kalmış 60 tarihi yapısı, kapılarını ilk kez meraklılarına açarak Avrupa’nın en görkemli mimari dönüşümüne ışık tuttu.
BRÜKSEL – Brüksel, sadece Avrupa Birliği’nin kalbi değil, aynı zamanda modern mimarinin doğum sancılarının çekildiği bir estetik laboratuvarı. Bu yıl 10. edisyonu kutlanan Brüksel Art Nouveau & Art Deco (BANAD) Festivali, kentin gri binalarının ardında saklı kalan altın varaklı salonları, organik hatlı merdivenleri ve geometrik cam işçiliklerini sokağa taşıdı.
Rekor Katılım: 19 Bin Bilet Tükendi
Festivalin organizatörü Explore.Brussels tarafından yapılan açıklamaya göre, Mart ayı boyunca düzenlenen turlara katılım beklenenin üzerine çıktı. Program Direktörü Amaury de Smet, satışa sunulan 19.426 biletin neredeyse tamamının tükendiğini belirterek, halkın kendi şehrinin gizli kalmış mirasına olan açlığını vurguladı. Ziyaretçiler sadece binaları gezmekle kalmadı; 50 farklı yürüyüş rotası, bisiklet turları, konserler ve özel konferanslarla dönemin ruhunu iliklerine kadar hissetti.
Mimarinin Üç Silahşörü: Art Nouveau, Art Deco ve Modernizm
Brüksel sokaklarında yürümek, 1890’lardan 1940’lara kadar süren bir üslup evrimini canlı izlemek gibi. Festival bu yıl bir ilke imza atarak programa Modernizm akımını da dahil etti.
Art Nouveau (Yeni Sanat): Victor Horta’nın öncülüğünde doğan bu akım; demir, cam ve doğadan ilham alan “kırbaç vuruşu” çizgileriyle tanınıyor. Hôtel Solvay ve Hôtel Tassel gibi başyapıtlar, bu akımın dünyadaki en saf örnekleri olarak hayranlık uyandırdı.
Art Deco: Birinci Dünya Savaşı sonrası yükselen, simetrinin ve lüksün dili. Geometrik formlar, egzotik ahşaplar ve mermerin dansı… Villa Empain ve Van Buuren Müzesi, bu stilin zirve noktaları olarak festivalin gözdeleri arasındaydı.
Modernizm: Festivalin bu yılki sürprizi olan bu akım, süsten arınmış işlevselliğiyle öne çıkıyor. Mimar Louis-Herman De Koninck imzalı Villa Berteaux, yalın çizgileriyle ziyaretçilere “geleceğin konut tasarımını” fısıldadı.
Gizli Kalmış Kapılar İlk Kez Açıldı
Bu yılki BANAD’ın en büyük cazibesi, daha önce halka hiç açılmamış olan özel mülklerdi. Van Keirsbilck Evi ve Slagmolder Evi gibi yapılar, sahiplerinin özel izniyle kapılarını açarak ziyaretçilere “yaşayan bir tarih” sundu. Pek çok mekânda mobilyalardan mutfak gereçlerine kadar her şeyin on yıllar öncesindeki gibi korunmuş olması, ziyaretçilerde zamanın durduğu hissini uyandırdı.
“Brüksel, yaklaşık 500 korunmuş Art Deco yapısıyla dünyada eşi benzeri olmayan bir referans noktasıdır. Biz bu mirası sadece sergilemiyor, aynı zamanda gelecek nesillere aktarıyoruz.” — Urban.Brussels Yetkilileri
Restorasyon İçin Dev Bütçe
Brüksel yönetimi, bu mimari zenginliği sadece turistik bir unsur olarak görmüyor. Bölgesel miras kurumu Urban.Brussels, 2026 yılı için sürdürülebilir yenileme ve cephe iyileştirme çalışmaları kapsamında tam 56 milyon avroluk devasa bir bütçe ayırdığını duyurdu. Bu yatırım, kentin tarihi dokusunun modern yaşamla uyumlu şekilde korunmasını hedefliyor.
Festivalin Göz Kamaştıran Durakları
Van Buuren Müzesi: Art Deco iç mekânları kadar, “Kalp Bahçesi” ve labirent bahçesiyle de büyüledi.
Hôtel Max Hallet: Victor Horta’nın ışık ve hacim oyunlarındaki ustalığını bir kez daha kanıtladı.
Palais de la Folle Chanson: İki savaş arası dönemin o hüzünlü ve görkemli geçiş ruhunu yansıttı.
BANAD Festivali, Brüksel’in sadece bürokrasi kenti olmadığını; sanatın, estetiğin ve mimari devrimin başkenti olduğunu bir kez daha kanıtlayarak seneye buluşmak üzere kapılarını kapattı.
Editörün Notu: Eğer bu yıl kaçırdıysanız, festival kapsamında gezilen binaların bir kısmı yıl boyunca özel randevuyla ziyaret edilebiliyor. Ancak tam deneyim için 2027 Mart takvimini şimdiden işaretlemekte fayda var.
