GENT’İN DEV ESKİ POSTANESİ NASIL LÜKS BİR OTELE DÖNÜŞTÜ?
Yükselen kuleleri, işlemeli cepheleri ve Gent’in tarihi sahil şeridine bakan benzersiz konumuyla 1898 The Post, Belçika’nın en dikkat çekici otellerinden biri. Ancak koruma altındaki tarihi bir yapıyı lüks bir konaklama merkezine dönüştürmek hiç de kolay olmadı. Leo Cendrowicz, bu zorlu görevi üstlenen ve şimdilerde binanın eski kapıcı dairesine yepyeni bir soluk kazandıran çiftle bir araya geldi.
Geert De Paepe ve eşi Greet De Paepe-Kerkstoel, Gent’in görkemli eski postane binasını 2014 yılında satın aldıklarında akıllarında otelci olmak gibi bir düşünce yoktu. Planları çok daha düz düzdü: Tarihi binayı dört devasa daireye dönüştürmek, birini kendileri alıp diğer üçünü satmak.
Ancak bunun yerine, kentin ünlü Graslei sahil şeridine bakan lüks bir butik otel olan 1898 The Post‘u yarattılar. Geçtiğimiz ay ise ödüllü kardeş otellerinin hemen yanındaki eski kapıcı binasını dört odalı özel bir tesise dönüştürerek 1898 Porter’s House adıyla otelcilik yatırımlarını büyüttüler.
Aslında projelerin hiçbiri başlangıçta hayal ettikleri gibi değildi.
De Paepe o günleri, “Binaya aşık olduk,” diyerek hatırlıyor ve ekliyor: “Pencerelerin ritmine bakıp mimarlara başka neler yapabileceğimizi sormaya başladık. Ve otel fikri de böyle ortaya çıktı.”
Mülkü satın almak bile başlı başına bir çileydi. Bir gayrimenkul geliştiricisi olan De Paepe, mali sıkıntılar yaşayan önceki sahibi tanıyordu. Gizli bir iflas davasının ortaya çıkmasıyla alacaklılarla yürütülen müzakereler çöktü ve süreç, mecburen iflas idare memurlarıyla sıfırdan başlatıldı.
Binayı nihayet güvence altına aldıktan sonra çift bu kez bambaşka bir soruyla karşı karşıya kaldı: Böylesine sıra dışı bir adrese layık bir otel yaratabilirler miydiler?
Tarihi ve Mimari Bir Başyapıt
Belçika’da bu konumu geride bırakabilecek çok az otel var. Tüccarların bir zamanlar mallarını boşalttığı tarihi rıhtım Graslei’nin hemen üzerinde yükselen 1898 The Post; Leie Nehri’ni ve Avrupa’nın en pitoresk kentsel manzaralarından birini tepeden görüyor. Suyun karşı tarafında Korenlei’nin basamaklı cepheleri yükselirken, otelin arkasında Gent’in orta çağ kuleleri silüeti süslüyor.
Binanın kendisi neredeyse inanılmaz derecede fotojenik. Kuleleri, çan kulesi, sivri kemerleri ve zengin oymalı taş işçiliği, geç 19. yüzyıldaki kökeninden çok daha eski bir döneme aitmiş izlenimi veriyor. Mimar Louis Cloquet tarafından tasarlanan eski Hotel des Postes et des Télégraphes, Neo-Gotik ve Neo-Rönesans esintilerini, ticaretin zirvesindeki bir şehrin görkemiyle harmanlıyor.
De Paepe’in aktardığına göre, arsa aslında başlangıçta bir opera binası için ayrılmıştı. Siyasi manevralar projeyi başka bir yere yönlendirmeden önce temeller atılmış, bu da şehrin bunun yerine bir postane sipariş etmesine yol açmıştı.
“Hiçbir Oda Diğerinin Aynısı Değil”
Ancak bu mimari ihtişamı işlevsel bir otele dönüştürmek, konforlu yataklar yerleştirmekten çok daha fazlasını gerektiriyordu.
Binanın koruma altındaki statüsü katı sınırlamalar getirirken, orijinal yapısı da bazı sürprizler barındırıyordu. De Paepe, inşaat dönemindeki düzensiz beton işleri nedeniyle üç kuledeki zeminlerin katlar arasında 20 santimetreye varan yükseklik farklarına sahip olduğunu keşfettiklerini hatırlıyor.
“Her şey düz görünüyordu ama yaklaşık 20 santimetrelik bir fark vardı,” diyor ve ekliyor: “Çözüm bulmak zorundaydık.”
Sonuçta ortaya, beklenmedik basamakların ve zemin seviyesindeki ince değişikliklerin deneyimin bir parçası haline geldiği bir otel çıkmış. Standart odalar hiçbir zaman bir seçenek olmamış.
De Paepe-Kerkstoel, “Hiçbir oda bir diğerinin kopyası değil,” diyor. “Her oda kendine özgü.”
Yenileme çalışmaları Şubat 2016’da başlamış ve otel 18 ay sonra, 15 Ağustos 2017’de kapılarını açmıştı. Çift, yönetimi başta dışarıdan bir şirkete emanet etse de, bu işletmeciliğin mülkün değerini tam olarak yansıtamadığını hissetmiş ve Ekim 2020’de yönetimi bizzat devralmış.
Daha önce moda sektöründe çalışan De Paepe-Kerkstoel için zorluk, yalnızca lüks bir iç mekan yaratmak değil, aynı zamanda hizmetin de bu çevreye uyum sağlamasını garanti etmekti.
“Eğer akşamları mumlar tam vaktinde yakılmazsa, duygu değişiyor,” diye açıklıyor. “Bu, binlerce küçük şeyden ibaret.”
Şimdi de Kapıcı Evi Yeni Bir Boyut Kazandı
Öte yandan çiftin en son girişimi çok daha kişisel. Bir zamanlar postane kapıcısına ev sahipliği yapan bina, yakın zamana kadar onların kendi eviydi.
2019’da satın aldıkları bu evde birkaç yıl yaşamışlar, ancak bir otelin hemen yanında ikamet etmenin işten asla kopamamak anlamına geldiğini fark etmişlerdi. Eylül ayında bina, bireysel süitler veya on kişiye kadar tüm mülkün özel olarak kiralanabileceği 1898 Porter’s House adıyla yeniden kapılarını açtı.
Konaklama birimleri mermer banyolara, özel teraslara ve açık hava banyo olanaklarına sahip; ayrıca misafirler özel yemek servisi ve uşak hizmeti de talep edebiliyor. Ancak De Paepe-Kerkstoel, amaçlarının asla sadece bir lüks otel daha yaratmak olmadığını vurguluyor:
“Mesele sadece lüks değil; atmosfer, samimiyet ve uyum.”
Misafirlerin Gent’te yan taraftaki otelin hizmetleriyle birlikte kendi evlerindeymiş gibi hissetmelerini istediğini belirten tasarımcı, binanın tarihinin deneyimin merkezinde kalması gerektiğine inanıyor.
“Her binanın bir ruhu olduğuna inanıyorum ve tamamen farklı bir şey dayatmak yerine buna saygı duymak istedik” diyen çift, bu hedef doğrultusunda 1898 The Post’ta da birlikte çalıştıkları iç mimar Geraldine Dohogne ile yeniden bir araya geldi. Dohogne, Porter’s House için binanın geçmişini ve Gent’in eski limanıyla olan bağını araştırarak orijinal kapılardan ve ahşap işçiliğinden ilham alan mimari detaylar tasarladı.
Orijinal kirişleri, kapıları ve pencereleri mümkün olduğunca koruyan Dohogne; meşe zeminleri ve Carrara mermerini projeye dahil etti. Amacı, uluslararası bir otelin anonim lüksünden ziyade, çevresine kök salmış zamansız bir iç mekan yaratmaktı.
Dışarıdaki bu kadar sıra dışı bir cepheye sahip bir binada en büyük meydan okuma, içerideki deneyimin dışarıdaki manzaraya layık olmasını sağlamaktı.
