Son Kalenin Sessiz Çığlığı: İran Halkının Acısı
Tahran’da 13 Haziran sabahı güneş doğarken, gökyüzünü savaş uçaklarının sesi ve patlamalar kapladı.
Bir gecede yalnızca askeri hedefler vurulmadı.
İnsanların uykuları bölündü, evlere korku doldu, aileler birbirine sarılarak sabahı bekledi.
Savaşın haritalar üzerinde çizilen hedefleri vardır.
Ama bombaların düştüğü yerde haritalar değil, insanlar yaşar.
İran halkı yıllardır ekonomik yaptırımların, yüksek enflasyonun ve ağır geçim sıkıntılarının gölgesinde hayatını sürdürmeye çalışıyor. Şimdi buna bir de savaş korkusu eklendi.
Bir anne çocuğunun kulağını patlama seslerinden korumaya çalışıyor.
Bir baba telefonuna sarılıp ailesinden haber almaya çalışıyor.
Bir genç, geleceğini düşünmek yerine sığınağın nerede olduğunu öğreniyor.
İşte savaşın gerçek yüzü budur.
Televizyon ekranlarında “hedef”, “operasyon”, “misilleme” ve “stratejik tesis” olarak gördüğümüz yerlerin arkasında insanların evleri, hayatları ve hatıraları vardır.
Savaşın Faturası
İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla birlikte bölgedeki gerilim yeni ve tehlikeli bir aşamaya girdi.
İran’ın misillemesiyle çatışma daha da büyüdü.
Dünya petrol fiyatlarını, borsaları ve Hürmüz Boğazı’nı konuşmaya başladı.
Ama Tahran’ın sıradan insanı için bütün bu büyük kelimelerin karşılığı çok daha basit:
Güvenli bir gece geçirmek.
Ailesinden haber almak.
Evine geri dönebilmek.
Çocuğunun korkmadan uyumasını görmek.
İran halkı savaşın kararını veren taraf değildir.
Ama savaşın bedelini en ağır ödeyebilecek olanların başında gelir.
Zaten ekonomik yaptırımlar altında zorlanan bir toplum için yeni bir savaş daha yüksek fiyatlar, daha büyük belirsizlik, iş kayıpları, ulaşım ve enerji sorunları ve geleceğe ilişkin daha derin bir kaygı anlamına gelebilir.
Petrol fiyatındaki artış dünya ekonomisinin gündemidir.
Ama İran’daki bir ailenin gündemi çok daha yalındır:
“Yarın ne olacak?”
Haritaların Ötesindeki İnsanlar
Ortadoğu’ya çoğu zaman devletler, ordular ve ittifaklar üzerinden bakıyoruz.
İran.
İsrail.
ABD.
Füzeler.
Nükleer program.
Enerji.
Hürmüz.
Petrol…
Fakat bütün bu kelimelerin arasında en önemli kelimeyi unutuyoruz:
İnsan.
Tahran’ın dar sokaklarında yaşayan insanlar, savaş uçaklarının hangi stratejik hedefi vuracağını hesaplamıyor.
Çocuklarının güvende olup olmadığını düşünüyor.
Yaşlılar geçmiş savaşların acılarını hatırlıyor.
Gençler geleceklerini sorguluyor.
Esnaf kepenklerini açıp açamayacağını düşünüyor.
Aileler temel ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını hesaplıyor.
Savaş, önce insanların hayatındaki güven duygusunu yıkar.
Sonra ekonomiyi.
Sonra şehirleri.
Ve bazen bütün bir kuşağın geleceğini.
Son Kale Kimin?
İran’ı “son kale” olarak görenler olabilir.
Fakat bugün İran sokaklarına baktığımızda savunulması gereken en önemli şeyin yalnızca toprak olmadığını görüyoruz.
İnsan hayatıdır.
Bir ülkenin egemenliği tartışılabilir.
Güvenlik politikaları tartışılabilir.
Nükleer program tartışılabilir.
Büyük güçlerin bölgesel hesapları tartışılabilir.
Ama masum insanların acısı üzerinden hiçbir stratejik hedef açıklanamaz.
Çünkü savaşın en ağır yükünü çoğu zaman karar masasında oturmayanlar taşır.
Bir Ülkenin Sessiz Çığlığı
Bugün Tahran’da sirenler çalıyor.
Çocuklar korkuyor.
Aileler birbirine sarılıyor.
Hastaneler alarm halinde bekliyor.
Gökyüzünde füzeler geçiyor.
Ve dünyanın geri kalanı petrol fiyatlarını izliyor.
Belki de bu çağın en büyük trajedisi burada saklı:
Bir insanın korkusu, başka bir yerde bir piyasa rakamına dönüşüyor.
Ama hiçbir petrol varili, hiçbir borsa puanı, hiçbir jeopolitik hesap bir insan hayatından daha değerli değildir.
13 Haziran 2025’te İran’ın üzerinde yükselen dumanın arasından dünyaya bir soru yükseliyor:
Bir savaşın haklılığını tartışmadan önce, onun bedelini kimin ödediğini sormamız gerekmiyor mu?
Tahran’da bir anne çocuğuna sarılıyor.
Bir baba ailesinden haber bekliyor.
Bir çocuk gökyüzündeki patlamaların nedenini anlamaya çalışıyor.
Ve bütün bunların ortasında İran halkı yalnızca bir şey istiyor:
Sabah olduğunda hayatta olmak.
Belki de bugün savunulması gereken son kale budur.
İnsan hayatı.
Erhan Yurdayüksel
14 Haziran 2025
