Sevgili okuyucularım, ülkemizin nasıl acınacak durumlara düşürüldüğüne bakın! Türkiye’yi kim yönetiyor?
İş başında olan, siyaseti din ticareti ve din sömürüsü üzerine kurulu iktidar mı?
Yoksa merkez üssü ABD olan bir cemaat mi?
Şimdi ikisinin kavgasına tanık oluyoruz.
Oysa geçmişte Mustafa Kemal Atatürk döneminde yapılan devrimler ve sonrasında böyle şeyler yoktu.
Ülke hızla uygar, modern, çağdaş bir Türkiye’ye dönüşüyordu.
Biz şimdi geçmişimizi unuttuk. O dönemde düşman işgalinden kurtulurken çekilen çileleri, zahmetleri unuttuk. Şimdi karşımıza yeni, acayip, tuhaf, ilkel bir Türkiye çıkardılar.
AKP’nin ve cemaatin Türkiye’si!
* * *
Vatanın dört bir yanı işgal edilmişti. İzmir ve Ege Yunan, Adana ve Gaziantep dolayları Fransız, başkent İstanbul ise İngiliz ve Fransız ordularının işgali altındaydı.
Türk Ordusu Ege’yi Yunan Ordusu’ndan temizledi, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Öteki düşmanlar zaten kovulmuştu.
Artık Mustafa Kemal Paşa önderliğinde devrimleri başlatma, modern ve uygar Türkiye’yi kurma zamanı geliyordu.
İlk önemli adımlardan biri 1 Kasım 1922 günü atıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi padişahlık ve saltanatı, çıkardığı bir kanunla kaldırdı.
Son padişah olan, aynı zamanda Müslümanların halifesi unvanı taşıyan Vahdettin isimli hain, korkak ve onursuz herif birkaç gün sonra İstanbul’daki İngiliz işgal ordusuna başvuruda bulundu, Türkiye dışına kaçmak istediğini bildirdi…
Ve Malaya isimli İngiliz zırhlısına bindirilip kaçırıldı.
Müslümanların halifesi Hıristiyan gemisiyle kaçıyor ve Hıristiyan ülkelere sığınıyordu.
Korkuyordu çünkü padişahlığı süresince Milli Mücadele’ye karşı çıkmış, emrindeki hain şeyhülislama Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının idam fetvalarını yayınlatıp Anadolu’ya dağıtılmasını sağlamıştı.
Ömrünün çoğunu İtalya’da San Remo’da geçirdi. Mezarı Şam’da.
* * *
Bundan sonra devrimler birbirini kovalayacak, sayısız olumlu adımlar atılacaktı.
Yeni Türk Devleti, Osmanlı’nın kokuşmuşluğunu üzerinden atmak üzere idi.
29 Ekim 1923, Cumhuriyet ilan edildi.
Sonra geldik 3 Mart 1924 gününe.
Bu yazıyı o nedenle yazıyorum.
O gün Meclis devrim niteliğinde üç kanun kabul etti.
– Halifeliğin ve Şeyhülislamlığın Kaldırılması Kanunu.
– Eğitimde ve Öğretimde Birlik (Tevhid-i Tedrisat Kanunu.)
– Şeriye (din) ve Evkaf (Vakıflar) Bakanlığı’nın kaldırılması ve yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kurulması kanunu.
* * *
Hain Vahdettin kaçınca hanedandan Abdülmecit Meclis tarafından halife seçildi. Bu adam ilginçti. Cumhuriyet ilan edilmişti ama devletten büyük miktarda ödenek alıyor, yaşamını Dolmabahçe Sarayı’nda görkemli bir biçimde sürdürüyordu.
O göreve Meclis tarafından seçilmişti ama Meclis’i taktığı yoktu.
Kılıç alayları düzenliyor, kalabalık maiyeti ile birlikte her cuma namaza gidip gösteri yapıyor, Ankara Hükümeti’ne bir sürü saçma sapan öneri gönderiyordu!
Ülke parasızdı ama halifenin maddi ve manevi istekleri bitmek bilmiyordu.
3 Mart 1924 günü çıkarılan kanunla halifelik kaldırıldı, Osmanlı hanedanının bütün bireyleri ile birlikte Abdülmecit de yurt dışına postalandı.
Giderken bütün servetlerini götürdüler.
O günlerin hain ve satılık İstanbul basını ile halife Abdülmecit’in arası çok iyi idi. Kanun çıkınca kıyameti kopardılar.
İşin ilginç yanı, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele döneminde en yakın kadrosundan Rauf Orbay gibiler bile -aynen İstanbul’un satılık basını gibi- halifeyi korudular, ona arka çıktılar.
* * *
Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya bir mektup yazmıştı. Olacaklar orada belliydi:
“Halife, ataları olan Osmanlı padişahlarının yolunu izler görünmektedir. Cuma alayları, yabancı temsilcilere memur göndererek ilişki kurulması, tantanalı geziler ve saray hayatı, saraydaki subayların huzuruna kabul edilmesi bu türdendir. Herkes ve bütün dünya bilmelidir ki halifelik makamının gerçekte ne din, ne de siyaset bakımından hiçbir anlamı ve bilimsel nedeni yoktur.
Türkiye Cumhuriyeti, varlığını ve bağımsızlığını boş ve temelsiz şeylerle tehlikeye atamaz. Türk Devleti halifenin buyruklarına tabi tutulamaz…”
* * *
Aynı gün kabul edilen bir başka kanunla eğitimde birlik sağlandı.
Medreseler kapatıldı.
Eğitimin sadece devlet okullarında, devletin öğretmenleri tarafından verilmesi öngörüldü. Ülkedeki bütün eğitim kurumları -yabancı okullar dahil- Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı, ulusal eğitim kuruldu.
İstanbul’da iki imam hatip okulu, bir de ilahiyat fakültesi açıldı.
Amaç Arapça din eğitimi görüp bilim yolundan uzaklaştırılan eski Türk insanını yeniden yaratmak, bilgi ve çağdaş uygarlığın gerekleriyle donatmaktı.
Mustafa Kemal Paşa yeni okulların öğretmenlerine hitap etti:
“Cumhuriyet sizden düşüncesi hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller istiyor. Öğretmenler, yeni kuşakları Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri olarak sizler yetiştireceksiniz. Yeni kuşaklar sizin eseriniz olacaktır…”
* * *
Aynı gün, 3 Mart 1924 günü kabul edilen üçüncü kanunla Şeriye Vekaleti ve Vakıflar yönetimi kaldırıldı, fetva çıkarma yetkisi olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.
Ülke artık din kurallarıyla yönetilmeyecek, hukukta din kuralları geçerli olmayacak, dinde hurafelere ve safsatalara yer verilmeyecekti.
Böylece adı konmamış bile olsa laiklik ilkesi ilk kez hayata geçirildi.
* * *
3 Mart 1924 devrimlerinin bugün 90. Yıldönümü. Türkiye için çok önemli bir gün.
Ama gelin görün ki, ülke yönetimi Atatürk’ün ölümünden sonra epeyce sarsıldı ve bu günlere geldik.
Şimdi geriye dönüp baktığımızda, başlangıç olan o devrimlerin iyi ki yapılmış olduğunu bir kez daha görüyoruz.
Sonrasında, izleyen yıllarda çok sayıda devrimler yapıldı.
Tekkelerin ve Zaviyelerin Kapatılması, Kıyafet Devrimi, Kadınlara Oy Hakkı, Soyadı Kanunu, Medeni Kanun, Harf Devrimi…
Saymakla bitmez… Onlar olmasaydı özgürlüğümüz ve bağımsızlığımız olmayacaktı…
Ve bir de günümüz Türkiye’sine bakın!..
Siyasetin din ticareti ve din sömürüsüyle yapıldığı, böyle bir iktidar, ne idüğü belirsiz cemaatler, hırsızlar vesaireler tarafından yönetilen bir ülke!
O devrimlerin yüreklice yapıldığı yıllardan bu yana maddi açıdan belki ilerledik ama böyle kafaların elinde hep geriye düştük.
Nereden nereye!
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını bir kez daha saygıyla anıyorum, ruhları şad olsun.
SÖZCÜ