Emin Çölaşan: Sadrazam Ahmet’in milleti hangisi?

Emin Çölaşan-2Sevgili okuyucularım, bayram boyunca yandaş medyada yer alan paralı ilanları mutlaka görmüşsünüzdür.
Bu bayram Tayyip piyasadan çekildi, sadrazamı Davutoğlu Ahmet’in önünü açtı.
Medya, Ahmet’in verdiği bayram ilanlarıyla doluydu.
Öyle ya, Tayyip geleceği yere fazlasıyla gelmişti. Biraz da sadrazamın reklamı ve tanıtımı yapılmalıydı.
Tam sayfa ilanlar… Altındaki imza “Ak Parti Genel Başkanı Başbakan Ahmet Davutoğlu!”
İlanların çevresine arkadaşın tam 32 fotoğrafı sıkıştırılmış. Hepsinde birilerini öpüyor.
Küçük çocuklar, yaşlılar, engelliler…
Simitçiyle birlikte, kumaşçıda falan filan…
Belli ki emrindeki propaganda uzmanları, daha makam koltuğu bile ısınmadan kendisine direktif vermişler:
“Her önüne gelenle çektirebildiğin kadar resim çektir, bunları kullanalım.”
O da çektirmiş!

* * * *

Tam sayfa paralı ilan “Aziz milletim” diye başlıyor.
Tam da Tayyip ağzı.
Ben, ben, ben!..
“Benim bakanım, benim valim, genelkurmay başkanım, milletvekilim…”
Yani “Millet” de onların babasının mülkü ama, acaba hangi millet?
Türk Milleti mi?
Değil, olsaydı öyle yazarlardı.
Bu tipler kendilerini Tanrı tarafından gökyüzünden indirilmiş ilahlar zanneder…
“Ben” hastalığı işte bu yüzdendir.

* * * *

Bundan sonra merakla bekleyeceğim. Bakalım sadrazam Davutoğlu Ahmet günün birinde “Türk Milleti” diyecek mi, “Türk” olduğunu söyleyecek mi, yoksa o da Tayyip gibi topu taca mı atacak.
Konyalı olduğuna göre kendisi Gürcü olamaz. Türk kökenli olması gerekir.
Haydi Ahmet, Türk olduğunu söyle, “Türk Milleti” de, bizi mahçup et!

* * * *

Ama eğri oturup doğru konuşalım, paralı ilanda çok doğru bir cümle var:
“…Allah’tan dileğimiz şu acıların son bulması, bu sancılı günlerin geride kalmasıdır.”
Bu acılı ve sancılı günleri başımıza senin iktidarın, senin hükümetlerin bela etti.
Şimdi Allah’tan son bulmasını, geride kalmasını diliyorsun ama yetmez.
Görev ve yetki önce Tayyip’te, sonra da figüran başbakan olarak sende.
Otur, adam gibi iş yap ki Allah bu dilekleri kabul etsin!

Bayram biterken

Sevgili okuyucularım, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik!.. Ve bir tatil bugün sona eriyor.
Bilanço yine iç karartıcı!
Trafik kazalarında yüzlerce ölü ve yaralı.
Ama asıl rakam bugün dönüş aşaması başladığında belli olacak.
Kurban keseyim derken yanlışlıkla kendisini kesen binlerce acemi kasap… Hastanelerin acil servisleri tatil boyunca bunlar için çalıştı.
Yerleşim yerlerinin göbeğinde kurban kesip pis manzaralar oluşturan, atıkları ortalıkta bırakıp etlerini alıp götüren ve sevaba girdiğini zanneden sorumsuzlar…
İstanbul Boğazı bunların atıklarıyla kızardı, kırmızı aktı.
Bir fırsatını bulup ellerinden kaçan kurbanlıkları ana yolların ortasında kovalayan, trafikteki araçların arasına Japonların kamikaze uçakları gibi hızla dalıp hayvanları yakalamaya çalışan sorumsuz tipler bunlar…
İşi bilmedikleri için kurbanlık hayvanları işkence yaparak kesmeye, bazılarını ayaklarından baş aşağı asıp işi öylece bitirmeye kalkışanlar…
Herifçioğlu kurbanlık keçisini beşinci kattaki balkonuna çıkarmış.
Keçi oradan aşağı atladı ve yoldan geçen beş yaşında bir çocuğun üzerine düşüp ölümüne neden oldu.

* * * *

Bu nasıl bayramdır, neyin nesidir?
Küçük çocukların önünde hayvanlar boğazlanıyor, onların belleğinde sonsuza kadar silinmeyecek korku ve vahşet izleri bırakılıyor.
Yaratılan korkunç bir çevre kirliliği de işin cabası.
Hükümetler ne yapıp yapmalı ve bu konuda ciddi önlem almalı…
Çünkü iş artık gaddarlığa, vahşete ve sorumsuzluğa dönüştü.
Bunlar önceden de olurdu ama kimse farkına varmazdı.
Çağımızda çevre duyarlığı gelişti, hayvan hakları konusunda toplum duyarlık kazandı.
Bunlar günümüzde olacak şey değildir.

* * * *

Adam Almanya’da oturmakta olduğu apartmanın bahçesine koyun getirmiş. Komşular iki gün boyunca bahçede bağlı kalan ve sürekli meleyen koyunun başına ne geleceğini tahmin etmişler ama ses çıkarmamışlar.
Adam bayramın ilk günü almış eline bıçağı, çıkmış bahçeye, belli olmuş ki kurbanı orada kesecek.
İşte o anda komşular çıldırmış…
Koyunun önünde ailesiyle birlikte dua etmekte olan adam birkaç dakika erken davransa kurbanı oracıkta kesecek, derisini yine oracıkta yüzecekmiş.
Apartman komşuları ve çevrede yaşayanlar bizimkini zor kullanarak durdurmuş, polise haber vermişler.
İşin içinde bıçak falan olunca polis bir ambulansla birlikte- hemen gelmiş, önce bıçağa el koymuş, kurban sahibi olan Yozgat’lı Türk vatandaşını götürmüş!
Bizimki Almanca bilmiyor, neye karşı çıktıklarını bile anlamamış.
Tercüman aracılığı ile “Ne var bunda, kurban kesmek yasak mı?” diye soruyormuş.
Polis onu götürürken koyunun başına bir nöbetçi dikmiş.
Sonrası bilinmiyor.

* * * *

Bir de kurban eti ve deri sömürüsü var ki, resmen siyasete alet ediliyor.
Bu işlerde çok büyük para var.
Rant muhteşem! İmar rantları kadar olmasa bile çok büyük.
İmar rantı yılın 365 günü var, kurban rantı ise birkaç gün. Elini çabuk tutan malı götürüyor!
Özellikle deriler kapanın elinde kalıyor, çeşitli dernek ve kuruluşlar arasında paylaşım kavgaları çıkıyor.
Sonra demeçler veriliyor:
“Afrika ve Asya’da 100 bin Müslümanı doyurduk!..”
Tamamı yalan, tamamı palavra.
Kurban paralarını toplayıp deniz feneri yaptılar!
Allah’ın emri bile vurgun, ticari kazanç ve siyaset kapısı oldu ya, vay bu ülkenin haline.

SÖZCÜ

Leave a Reply

Your email address will not be published.