Mustafa Balbay: Fenerbahçe Direnişi…

Mustafa Balbay-Kılıçdaroğlu-Meclis-10Bergama sokaklarında insanları selamlarken Atatürk bayraklı bir balkonda Fenerbahçe’nin bayrağı da dikkatimi çekti. Demek ki koyu Fenerbahçeli bir aile deyip yoluma devam ettim. Az ileride bir evin balkonunda daha yine Atatürk’lü bayrağımızın yanında Fenerbahçe bayrağı da vardı.

Öyle anlaşılıyor ki, bu iş sadece sıradan bir taraftarlık değildi.

Bergama’nın tarihini de yansıtan bir caddeye devam ettim. Parşömen kâğıdından resimlerin yapılıp satıldığı bir dükkânın önünde durdum. Birlikte resim çektirmek isteyen yurttaşın telefonunun kapağında Fenerbahçe amblemi vardı. 1 saat içindeki bu üçüncü Fenerbahçe karşılaşmasından sonra sormadan edemedim. “Fenerbahçeli misiniz” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Evet ama çok da koyu bir taraftar değildim. Ama Aziz Yıldırım’a ve Fenerbahçe’ye oynanan oyunlardan sonra Fenerbahçeliliğimi göstermeye karar verdim. Bu da benim kendimce duruşum, direnişim.”

Yani artık sadece seyirci değilsiniz, soruma ise gülümseyerek “Evet, oyuna kendimce ben de katıldım. Artık Fenerbahçeli olmak direnmektir” karşılığını verdi.

***

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın karşı karşıya kaldığı tablo, Türkiye’de yargı üzerinden oynanan oyunların tipik örneklerinden biridir.

Başta Trabzonspor taraftarları olmak üzere öteki kulüplerin duygularına, beklentilerine saygım var. Ama onlardan önce ortadaki büyük bir saldırıyı Türkiye’nin adaletle yönetilmesini isteyen herkesin göğüslemesi gerekiyor.
Karşılaştığımız zulüm ister istemez beni de hukukla ilgili kıldı. Şike davası da Silivri yargılamalarının bir parçası. Tıpkı Ergenekon, Balyoz, Gezi, KCK, Odatv davalarında olduğu gibi, şike davasında da binlerce sayfa yığılmış, lehte aleyhte deliller birbirine karışmış, tapelerdeki isimler üst üste konmuş, içinden çıkılmaz bir hale gelmiş.

Örneğin şike operasyonunun ilk patladığı günlerde medyaya servis edilen telefon tapelerinin sayfa tutarı 70 bindi. Bunca sayfa içinde Gençlerbirliği’nin menajeri ile bir İsveç kulübünün menajerinin söyledikleri birbirine karışmış, birinin söylediği ötekine eklenmişti.

Örneğin gece kulübüyle bahis kulübünün adı birbirine karışmış, telefondaki “Bugün gece kulübünü kapatalım” sözü “Bu gece bahsi kapatalım” gibi bir söyleme dönüşmüştü.

Bütün bu birbirine giren klasörlerin devamında şike yapmayla örgüt kurma iç içe geçmişti.

Sonradan bunların önemli bir bölümü ayıklandı. Mahkemeler polisten gelen dosyaların pek çoğunu kapsam dışı bıraktı.

Ancak gelin görün ki, UEFA’ya ve devamında CAS’a ilk tartışmalı dosyalar gitti. CAS da bunca şüphelilerin içinde tartışmalı maçlar olmalı deyip çok tartışmalı bir karar verdi.

Bütün bu karmaşa içinde Trabzonspor taraftarları da haklarının yendiğini düşündü. Oysa Futbol Federasyonu işi ciddi tutup gerçekten bağımsız bir değerlendirme yapabilseydi, bu belirsizlik yaşanmazdı.

***

İşte böylesine tartışmalı bir dosyanın ardından 25 milyon taraftarı olan Fenerbahçe’ye yönelik algı artık Atatürkçülerin, Cumhuriyetçilerin, demokratların mücadele kalesi olarak yerleşiyor.

En son pazartesi günkü Torku Konyaspor maçında olduğu gibi, Fenerbahçe seyircisi artık korkusuzca kendisine yönelik hukuk kılıflı saldırılara seyirci kalmamaya devam ediyor.

Bu anlamda Fenerbahçe taraftarının takındığı tutum, Türkiye’nin aydınlık geleceğine yönelik 25 milyon voltluk bir umut ışığıdır.

Cumhuriyet

Leave a Reply

Your email address will not be published.