Necati Doğru: Sızdırma projektör oldu!

Necati DOĞRU-1Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez. Kendi ülkemin 4 önemli devlet görevlisi: Dışişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Genelkurmay İkinci Başkanı ve Dışişleri Müsteşarı bir odada toplanacaklar. Eski bir “Hitler Hilesi’ni model olarak alıp” Türkiye’yi Suriye ile savaşa sokma ve NATO’yu da Türkiye’nin arkasında durmaya ikna etme ortamı yaratmayı konuşacaklar.
Yıl 1939’du.
Hitler, kafasına koymuştu.
Polonya’ya saldıracak.
Elinde gerekçesi yoktu.
Bir “tecavüz hilesi” planlandı: Alman askerlerine Polonyalı üniforması giydirildi. Sınırın öbür tarafına geçirildi ve Almanya topraklarına saldırıp önüne gelen sivil halktan Almanları öldürürken filme çekildi. Hitler, bu hileyi gerekçe diye yutturdu.
Polonya’ya savaş açıldı.
Çok büyük filozofları, bilim adamları, sanat insanları, yüksek kalibrede sanayici ve işçi sınıfı çıkartmış Alman halkına Hitler’in Polonya’ya savaş açması alkışlattırılırdı. 74 yıl geçtikten sonra bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerden 4 önemli aktör, Dışişleri Başkanı’nın odasında “Türkiye’nin sahte bir tecavüzle Suriye ile savaşa sokulabileceği” konuşmaları yapıyorlar ve bu devlet sırrı sızıyor.
Sızıyor mu?
Sızdırılıyor mu?
Kim sızdırdı?
* * * *
Odada 4 kişi konuştular.
Bu 4’lüden biri sızdırdı.
O birinin, vicdanı elvermedi.
Vatan sevgisi hudutsuzdu.
Suriye’nin bataklık olduğunu ve Ortadoğu coğrafyasında “iflah olmaz Şii-Sünni çatışmasında Türkiye’yi Sünni kuşağın (Müslüman Kardeşler) destekçisi yapalım” diye ham hayaller kurarak Türk Ordusu’nun bu bataklığa çekilmesinin tarihi bir hata olacağını biliyor. Başbakan’ın ve yakın çevresinin “iktidar şehvetine” araç olacak bu hileyi açık etmek istedi.
Türk halkını uyarmak gerekliydi.
Sızdırma projektör oldu.
İktidar şehvetini aydınlattı.
Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Hükümet Sözcüsü, sızdırmayı “alçaklık, vatan hainliği, casusluk” bağırtısıyla damgalıyorlar. Çünkü Suriye’ye ordu gönderen kahramanlar havası yaratacaklar.
Yolsuzluk ve rüşvet örtülecek.
Kutular ve kasalar unutulacak.
Tayyip Cumhurbaşkanı olacak.
* * * *
Dinleme, sızdırma işlerinden anlayanların altını çizdiğine göre “O 4 kişinin bir odada yaptığı konuşmaları” kayda alma beceresi Fethullah Gülen’in örgütünü çok aşar.
Dinleme hep vardı.
Menderes döneminde, Demirel döneminde, Özal döneminde, Ecevit döneminde, askerler darbe yaptıklarında da “Türkiye devletinin en yüksek kademesi” büyük devletlerin istihbarat örgütlerince hep dinleniyordu.
Dinleme gizli kalıyordu.
İlk defa sızdırıldı.
Belki de sızdıran NATO oldu.
NATO başından beri “Türkiye hileli tecavüzlerle kendisini Suriye ile savaşa sokarsa arkasında NATO’yu bulamaz” tavrını sürdürüyor.
NATO, ABD demektir.
Willy Brandt İstifa etmişti
600-700 yıl önce bile Osmanlı Padişahı ile Sadrazam, konuştukları odada mutlaka bir çeşme bulunduruyorlar ve önemli kararlar alırken çeşmeyi açıp su sesiyle dinlemeyi önlemeye çalışıyorlardı. Daha sonra teknoloji gelişince dinleme ve sızmaya önlem olarak; “Güvenlik Odaları” , “Sesiz Odalar” , “Karıştırıcılar” ve “Odada oturarak değil ormanda yürüyerek konuşma” bulundu. Bu dört önlemi de almayıp devlet sırrının sızdırılmasına neden olanlar mahkemelerde yargılandı. Alman Başbakanı Willy Brandt‘ın sekreteri hanım önceki başbakanın da sekreteriydi. Yani onu sekreterliğe Willy Brandt getirmiş değildi. Sekreterin Doğu Almanya casusu olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen Willy Brandt, “devlet sırrının sızdırılması benim sorumluluğum” diyerek istifa etti. Odasındaki konuşmalar sızan bizim Dışişleri Bakan’ı Davutoğlu, “Alçak, Vatan Haini” diye günah keçisi arıyor. Yuttur gitsin.

Leave a Reply

Your email address will not be published.