TARİH: 9 Mayıs 1935.
CHP’nin 4’üncü büyük kongresi Ankara’da toplandı.
Atatürk’ün son kez katıldığı kurultayın gündem başlıklarından biri, kadınların çarşaf giyip-giymemesine izin verilip verilmeyeceği tartışmasıydı.
Atatürk tartışmaya noktayı koydu; kadınların kıyafetine karışılmayacaktı ve isteyen olursa Halk Evleri manto-eşarp yardımında bulunacaktı.
O dönemde, benzer tartışma dini gruplar arasında da yapıldı; Osmanlı’nın geleneksel çarşafına karşı nasıl tavır alınacaktı? Nakşibendi Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi’nin postnişinde oturan Abdülaziz Bekkine, “İsteyen manto giyip, eşarp takabilir” dedi!
Bu anlayış, Sorbonne’da felsefe eğitimi alan Dr. Nurettin Topçu gibi isimleri (ve papyon takan akademisyenleri) dergaha bağladı. Bu nedenle…
Selefiler’in; “Kuran’ın varlığı ve hadisler kafidir; soru, insanı şüphe ve inkarın çukuruna düşürebilir” sözlerine, Nakşibendi filozof Topçu; “Felsefe olmazsa Büyük Kitabı hakkıyla anlayamazsınız, sadece ezberlersiniz. Kur’an Allah’ın kitabı, felsefe ise bizim onu anlayacak olan şahsiyetimizin örgüsüdür” karşılığını verdi.
Aslında bu kavga bizim topraklarımızda Selefiler’den çok önce başladı. Osmanlı’daki, “İbn Rüşdcü” Hocazade ile “Gazalici” Molla Zeyrek arasında yapılan tartışmayı; felsefenin tutarsızlığını iddia eden “Gazalici” Molla Zeyrek’in kazanması, Müslümanlığın yozlaşmasının miladı oldu. Felsefesiz bir İslam’da; sorumluluk yerini vazifeye bıraktı; ruh dünyasının akil adamlarının yerini, gözlerini kapayıp vazifelerini yapan görev adamları aldı…
Bu girişi niye yaptım?
Biliyorsunuz; “görev adamlarının” icraatı sonucu 10 yaşındaki kız çocuklarını tesettüre soktular. Hiç söz konusu düzenleme; Anayasa’ya, Tevhid-i Tedrisat’a, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları’na ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırıdır, demeyeceğim!
Türkiye’de çocukları türbana sokan “vazifeci” siyasetçiler, kelle kesen IŞİD ile mücadele edeceklerini açıklıyor. Ne yazık! Soğuk Savaş ürünü kafalarının ne derece karışık olduğunun farkında bile değiller. Son 60 yıldır Suudi Arabistan Selefiliğinin yani aslında ABD’nin kurguladığı kavramlarla İslam’a ve dünyaya bakan zihniyetin bu acıklı hali çok düşündürücü. Fakat tavır değişikliği yapanlar da yok değil. Şöyle…
Amerikan Planı
Geçen hafta, “Selefileşen Sünnilik” konusunda iki yazı kaleme aldım: “Atatürk ve Sünnilik” ile “2017 Kavgası”.
Meslektaşım, arkadaşım Nihat Genç aradı; Yeni Şafak gazetesindeki Müfit Yüksel ile Ayşe Böhürler’in makalelerini okuyup okumadığımı sordu. Daha önce de yazdım; Yeni Şafak vd. okumuyorum.
Nihat Genç “oku” deyince okudum; ilginçti; içimden “demek farkına vardılar” dedim.
Önce, aynı zamanda AKP kurucusu olan Ayşe Böhürler’in yazısından bir bölüm alıntılayayım:
“Afganistan işgali sonrasında ve İran devrimi ile başlayan kavşakta Amerika’nın bölgeyi kontrol etme politikasının birinci planı, Sünni İslami grupları güçlendirmek olmuştu. Rus işgaline karşı savaşacak dini gruplar cihat misyonu ile güçlendirilmişti. Bu desteğin sonuçları da elbette hesap edildi. Tarikatlar, aşiret yapısı, mezhep taassubu ve katı gelenekçiliğin hakim olduğu Pakistan toplumunda ‘Selefilik’; sömürgeciliğin sonuçları, aşiretlerin ve zenginlerin yönetiminde bir devlet yapısının ortaya çıkması gibi bir sürü arka plan desteğiyle giderek güçlendi. Pakistan’ın eski Adalet Bakanlarından Shahida Mini ile yaptığım bir röportajda, kendisi bana Pakistan’daki -Selefilik düşüncesine uygun eğitim veren- mevcut 25 bin medresenin Amerikalılar tarafından desteklendiğini, otuz yıl desteklenen bu yapıların şimdi politika değişikliği ile kapatılmak istendiğini, toplumun da buna tepki verdiğini söylemişti.”
Ve gelelim ikinci alıntıya…
Başta Türkiye…
“İdeolojik İslamcılık/Selefilik ve dindar Müslümanlık” başlıklı yazısında Müfid Yüksel şöyle diyordu:
“Soğuk Savaş dönemi ideolojilerinin de etkisi ile Siyasal İslami hareket olabildiğince modern ideolojik yüklü akımlar şeklinde neşv ü nüma buldu. Siyasal/Radikal İslamcılık olarak nitelendirilen bu akımlar, aynı zamanda gelenekten gelen dindar halkın bütün değerlerinden kopuk ve bunlara acımasızca savaş açan birimler haline geldiler. Açıkça ideoloji yüklü radikal/siyasal İslamcı akım ve hareketler; Modernleşmeci ve Soğuk Savaş dönemi ideolojilerinin de etkisi ile asırlardan beri var olan Sahih Sünni geleneğin, Batı ve Modernizm’in bütün yıkıcı etkilerine rağmen varlığını sürdürebilen unsur ve bakiyelerini tasfiye etti.
Sünni/Müslüman dünyanın Türkiye başta olmak üzere müesseselerinin tasfiye edilmesi ile ulema vs. şemsiyelerden mahrum hale gelmesi savrulmanın daha da artmasına yol açtı. Müesseselerinin tasfiyesi, zeminin kaybedilmesi ile dindar kitlelerin şu veya bu şekilde temsil etmeye çalıştığı maziden gelen dindar Müslümanlığın kalan bakiyeleri her türlü saldırı/suçlamalara ve yağmaya açık hale geldi.”
Her iki yazar da özetle; “ABD patentli” ideolojik/Selefi İslam’ın, halk Müslümanlığını tasfiye etmek istediğini yazıyordu.
Demek; ABD ve Suudi Arabistan gölgesindeki “ideolojik İslam” Selefiliğin, geleneksel Sünni İslam’ı tasfiye etmek istediğinin farkına vardılar! İyi yerdeyiz. Fakat…
10 yaşındaki çocuğu türbana sokma dayatması ne oluyor?
Samimi Müslümanlar, Soğuk Savaş ürünü “Selefi Gardrop İslam’ını” ne zaman sorgulayacak?
Bu Vehhabi/Selefi yobazlığına niye karşı durmuyorlar?
Kimden korkuyorlar?
Felsefeye/akla reddiyeler yazan Gazali’yi öven Başbakan Davutoğlu’ndan mı?
Yoksa…
Yıllardır Suud/Vehhabi kralların, prenslerin dizinin dibinde oturan siyasetçilerden, dinci hocalardan mı?
Ne diyordu İstiklal Marşı’nın büyük şairi Mehmet Akif; “korkma!”
Korku cehaletten doğar…
SÖZCÜ